Yorum bırakın

Zımpara Kağıdı ve Biz

Şirketin merdivenlerinden iniyorum. Gözüm duvarın yaşanmışlıklarını silen boyacı abiye takılıyor, bir an duraksıyorum, kendimi İstanbul Çamlık yolundaki Kömürcüoğlu Apt. -2. kattaki 1+1 evimizin yatak odasının penceresinde buluyorum. Bu ev oğluma hamile kaldığım, onun doğduğu ev. Öyle tanıdık ki! Pencere yemyeşil bir bahçeye bakıyor, içeri giren temiz havanın kokusu geliyor burnuma. Elimde zımpara kağıdı, pencerenin çerçevesini zımparalıyorum. Buğulu camın ardından hayaller kuran küçük Aylin’le küçük Hakan’a bakıyorum. Sanki aradan onca zaman geçmemiş, hayatlarımız değişmemiş ve biz değişmemişiz.

Az zamana çok şey sığdırdığımız, hayatı plansız programsız yaşadığımız günlerdi o günler. Azıcık paramız, çok hayalimiz vardı. Gülerken gözlerimizden yaşların süzüldüğü, ağlarken karnımızın acıdığı, herşeyi uçlarda yaşadığımız günlerdi …Dağları, tepeleri el ele tutuşup tırmanmış, bazen de taklalar atarak kendimizi bırakmıştık boşluğa. Üç yılda dördüncü kez taşınıyorduk. Her taşınmada neden kaplumbağa olarak dünyaya gelmediğimi düşündüğümü, sonrasında da bizim yolumuz bu diyip taşındığımız evlere alıştığımı şimdi anımsıyorum.

Şimdiki ben gururlanıyor, sevgi ve hayranlıkla bakıyor Ayliş’le Hakkoş’a. Bugünkü ben kaplumbağa olduğunun farkında, bedenim benim sıcacık evim. O zamanki ben bilmiyordu bunu, arada isyan ediyordu. Bugün yoga sayesinde bedenimin sesini işitiyorum. O zaman var olanı kabul etmeye, herşeyin –o an için göremesem de– gizli bir nedeninin olduğuna dair inancım da yoktu sanırım. Hep değiştirmeye uğraşırdım. Şimdi ki Ayliş salona gidip Hakkoş’un elinden zımpara kağıdını alıyor, ela gözlerinin tam içine bakıp, sarılıyor. “Beni affet, seni olduğun gibi kabul edemedim.” diyor. Yüzünde herzamanki gülümsemesiyle “boşver, çok güzel günler yaşadık!” diyor.

İlişkimizden, sevgimizden yaşamla ilgili ne çok şey öğrendim. Şimdi denizin sularına bıraktım Ayliş’i, kontrol evrende. İçimdeki “kulaç at” diyince kulaç atıyor, sonra “bırak” diyince bırakıyor,sırt üstü yatıp gökyüzüne teslim oluyorum. Gökyüzü o kadar güzel ki! Aynı küçük Ayliş ve küçük Hakkoş’un hep içimizde olması gibi, hep orada.

stargazing-2