2 Yorum

Yarım Ana

Benim anneannem iki kez öldü. Onun hikayesini yazacak cesareti ya da şevki bir türlü bulamadım. Hikaye içimde geziniyor ama bir türlü kelimelere dökemiyordum. Belki de bir romancının bu hikayeyi kaleme almasını umuyordum! Çünkü ben bir yazar değilim. Ama bunu dert etmiyorum artık, insan belli bir yaşa gelince kendini olduğu gibi kabullenmeyi öğreniyor. Aslına bakarsanız aile geçmişimizin sadece tanık olduğum kadarını bilmiyorum. Çünkü bizim ailede acılar derinlere gömülür ve yara dipte bir yerde bir ömür boyu kanar. Galiba sonunda bu hikayeyi tek bir kişiye bile olsa anlatmak zorundayım. En azından ona bunu borçluyum. Çünkü anneannem beni izliyor, kainatın bir yerinden, açık bir kapı arasından…

Okuldan döndüğümde, ne annem ne de anneannem evde yoktu! İkisi birden bir yerlere gezmeye filan da gitmezlerdi. Ablam kapının eşiğine çökmüş, aklı başından gitmiş gibi ağlıyordu. Ters bir şeyler olduğu kesindi, zaten kısa bir süre sonra ben de olanları öğrenecektim!

Anneannem ölüyordu, üstelik belki bugün belki yarın. Kıymetli radyosundan dinlediği temsilleri son bir kez daha dinleyemeden, o çok sevdiği kan kırmızısı domateslerden bir daha yiyemeden! Sabah okula yetişmek niyetiyle aceleden unutulan o öpücüğün kederi omuzlarıma çöktü, içim içimi kemirirken anneannemin kanepesinin üstüne oturdum, radyosuna bakıyordum. Ölümü anneanneme yakıştırmamıştım. Hayatı çok seviyordu! Daha iki gün önce okul çıkışı kanepesinde oturmuş, radyodaki temsili dinlerken her zamanki gibi yanına sokulmuş, başımı dizine koymuştum. Domates kırmızısı elmacık kemiklerini parmaklarım arasında sıkıştırmıştım, her zaman yaptığım gibi oynamıştım tatlı yanaklarıyla… Sonra “Hadi bana masal anlat!” demiştim. O da “Temsil bitsin, sonra!” deyip, sus işareti yapmış, saçlarımı okşamıştı. Ben de her zamanki gibi radyodaki temsili onun gözlerinde, yüzünde izlemiştim. Birlikte olduğumuz tüm anlarda beni bu dünyanın kabuğundan alıp, hem kendi yüreğimde hem de masal kahramanlarının yüreğinde yolculuğa çıkaran kaptan, babamın yanına mı gidiyordu? Neden beni de yanında götüremiyordu ki?

Dolmuşta yan yana oturmuş, asap bozucu sessizlikte yol alıyorduk. Ablama yol boyunca sormak istediğim ama cevabını öğrenmekten çok korktuğum “O” soruyu soramıyordum. Hastanenin önüne geldiğimizde ablamın elinden kurtulup koşmaya başladım. İkişer, üçer basamak atlayarak koşar adım çıktım merdivenleri. Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi benim ikinci evim sayılırdı, annem o kadar çok getirmişti ki beni, ambulansla bile gelmişliğim vardı.

Ama bu sefer canım bir başka yanıyordu! Hayatımda acıyı ilk kez tüm hücrelerimde hissediyordum. Berbat bir histi! İçimden “Ne olur iyileşsin, ne olur biraz daha bizimle kalsın!” diye dualar ediyordum. Hastane odasının önüne gelince gözlerim karardı, zifiri karanlıkta olduğum yerde donup kaldım. Ellerim ayaklarım titriyor, karnım ağrıyor, kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu! Neden yanaklarından öpmeden, tülbendinden çekip onu kızdırmadan çıkmıştım ki evden? Hiç unutmazdım oysa! Nasıl unutmuştum… İçimden bir ses “Buraya kadarmış!” diye fısıldıyordu. Sonunda bir güçle kapıyı açtım. Odadakiler “ Aylin gelmiş!”, diye anneanneme seslendiler. Anneannemin sesi acıyla titredi, yataktan doğrulmaya çalıştı. “ Aylin mi? Kızım mı geldi?” diye heyecanla sorduğunda odada bir sessizlik oldu. İsmimin seslenişi odada soğuk bir rüzgar gibi esti, ürperdim. Anneannemin içinde yanan hasretle seslendiği “Aylin” ben değildim. Ölmeden önce son bir kez, gözlerinde tüten, yollarını gözlediği, yıllardır göremediği, biricik kızının koşup ona gelmesini istemişti! Dünya bir yana “Aylin” bir yanaydı! Gele gele Aylin’in ikamesi ben gelmiştim işte! Sesimi çıkaramadım, koşup ona sarılamadım. Sus pus oldum. Gözyaşlarım içime aktı. Suçluluk duydum. O an, beni teyzem sansın istedim. Belki de susarak ona ilk ve en büyük yalanı o küçük yaşımda söyledim. Ben ses vermeyince odadakiler de yalanıma ortak oldu. Oradan yok olmak isterken öylece dondum kaldım. Sonra anneannem kendinden geçti. Sarılıp, yanaklarını koklayarak öptüğümde uyuyordu. Onu son görüşümdü.

O odada öğrenecektim, beklediklerimizin gelmeyeceğini! Gelecekler zaten kalbimizi yormadan gelirdi… Kursağımda bekleyecek suçluluk illetiyle o gün tanışacaktım! Acaba, anneannemin bu alemdeki son dileğini gerçekleştirmiş miydim? Yoksa o sessizliğin beklenenin gelmeyeceğinin habercisi olduğunu anlamış mıydı? Bilinmezlik içinde anneannemi, etrafımda parlayan güneşimi kaybettim! Anneannemi dünyadaki herkesten, her şeyden, bahçedeki dut ağacımdan bile daha çok severdim. Derin bir yalnızlık çöreklendi içime.

 

IMG_9642