1 Yorum

Kumların arasından bir düş parıldar

“Ben yurda gidiyorum!” Mutfaktan ses gelmeyince kapıyı kapatıp -sanırım çarpıp- çıktım. Taş’ın meraklı, muzır bakışlarıyla karşılaştım. “Nerede terlik oğlum? Nereye sakladın yine?”

Palm Beach’in pırıl pırıl parlayan altın kumsalında kumları kazıp terlik arama oyunumuz benim terlikten vazgeçmemle bitti. “Bak anlaşalım, bir dahaki sefere sakladığın yeri unutmak yok! Uzanıp biraz dinlenelim. Hem vakit geçsin biraz, baba da biraz merak eder, yurdu arar, “yok” dediklerinde telaşlanır. O da beni kızdırmasaydı işte… Patilerini kuma saklayalım mı?” Kumu ellerimle kazmaya başladım, kazdım, kazdım. Kum ıslanıp, serinlemeye başladığında Taş çukurun içine bir güzel yerleşti.

Uzandığım yerden tel örgülerin ardındaki Varosha’ya bakıyorum. Kaderine terk edilmiş bölgede, doğanın hiçbir şeye aldırmayışı, kendini yoktan var etmesi yine beni büyülüyor. Az sonra hayalet şehrin bana hayatımın en unutulmaz hayalini bir film gibi izleteceğinden habersizim. İlk kez kendimi anne olarak görüyorum, bir erkek, bir kız çocuğum olmuş. Kumsalda Taş’la beraber oynuyorlar, ben de yüzüme yayılan kocaman bir gülümsemeyle onları izliyorum. İkisi de babasına benziyor, bir tek saçları benimki gibi altın sarısı ve kıvırcık. Hayalim o kadar gerçek ki! İçimde duyduğum huzur yüreğime yayılıyor, bedenimin her yerini kaplıyor. Hayalet şehir bana bir sürpriz yapmış, gelecekten hayatımın eşsiz bir anını bana göstermişti sanki. Onların yanına gittim, kumla oynadık, saçlarına dokundum, öptüm, kokladım.

Şükran duygusuyla dolup taşmıştım. Hayatımın sonuna kadar burada yaşamalıyım diye içimden geçirirken, ellerimde bir ıslaklık hissettim. Taş sıkılmış, beni yalamaya başlamıştı. Öptüm onu, düşümü anlattım. O da sanki benimle aynı hayali görmüş gibi gözlerime anlamlı baktı.

“Hadi geç oldu, eve gidelim. Bakalım çocuklarımın babası ne yapıyor? Eve kadar yarışalım, biiir, iki, üç …”

Varosha’ya ve tel örgülere komşu tek odalı güzel evimizde, pencerenin arkasına saklanıp içeride neler olup bittiğini anlamaya çalışıyorum. Dışarıya kızartma kokuları geliyor. Çocuklarımın babası yemek yapıyor, neye sinirlendiğimi hatırlamıyorum ama şimdi tekrar kızıyorum. Beni aramak yerine yemek yapıyor, hiç umurunda değilim! diye sessizce söyleniyorum. Sonra özenle hazırlanmış iki kişilik masayı görüyorum, şarap kadehleri de çıkarılmış. Pencerenin arkasından onu izlerken beni yakalıyor, gülümsüyor, “İçeri gir, otur bakalım, yemek hazır.” “Akşam denize giriyoruz, Taş’a söz verdim” derken,  “Sen baba, ben anne oluyorum. Çocuklarımızın bana benzemesini çok istiyorsun ama kötü haber! Saçları hariç bana benzemiyorlar.“ diye içimden geçiriyorum.

Benim düşlem boyutunda anne olmak için yüreğimi açtığım ve arzu ettiğim gün o gündü. Çocuklarımın babasını da bulmuştum, hissediyordum. İçimdeki tohum tam yedi yıl sonra filizlenecek ve oğlumu kucağıma alacaktım. Oğlum dünya gözüyle gördüğüm en güzel şeydi! Evet, ikinci çocuğum olmadı. İlişkimizi sürdürebilseydik belki ikinci çocuğumuz da olacaktı… Şimdikinden daha mutlu bir hayatımız olur muydu? Yine “acaba” ile başlayan sorular çoğalıyor zihnimde… Belki de sadece kendimi keşfetmek ve hayatın anlamını tekrar hatırlamak için geçmem gereken yollardan yürümüştüm. Belki de vermiş olduğumuz her karar o zaman vermiş olabileceğimizin en iyisidir. Kim bilir?

Sanki başka bir boyutta bir Aylin var, hala o zamanda orada -hayalet şehirde- yaşıyor. Ben aynı anda tüm zamanlarda olabileceğimi hissediyorum. Ya sen?

boygirldog