Yorum bırakın

Ben Koala🐨 Sen Ağaç🌳 Ben Dalga🌊 Sen Liman⚓️

Parmakların yine bir ritim tutturuyor. İçinden tutturduğun melodiye göre ruhunun mevsimlerden bahar mı, kış mı, yaz mı, ilkbahar mı olduğunu hissedebiliyorum. Yanına geliyorum, başımı omzuna koyuyorum. Kucağında bilgisayar, içtiğim ilacın yan etkileriyle ilgili yapılmış araştırmaları okuyorsun. Önce baban, sonra ben! Karanlığım senin aydınlığına tutunuyor. Sonra seni de kendi karanlığıma sürükleyişim içimi acıtıyor. Rahatsızlığımı öğrendiğim gece çift kişilik yatakta tek kişi gibi birbirimize sığınmış yatmıştık. İçimdeki zehirli kaygılardan kaçarken, bir ümide yaslanır gibi sana sokulmuştum. İkimiz de susuyorduk. Sonra derin bir nefes alıp, bildiğim en büyük, en güzel yalanı söylemiştim sana, “Hayat devam ediyor.” Sen de bana ellerinden kayıp gidecekmişim gibi sımısıkı sarılmıştın…

Nermin Yıldırım’ın dediği gibi “Yaşamak, düşmekle kalmak arasında geçen korkulu, ümitli, telaşlı zamanın adı. Düşüp düşüp kalkma sanatı.” Tekrar uçabilmem için bana verdiğin güç  sayesinde kanatlarım iyileşiyor şimdi. Sevgi kadar iyileştiren bir ilaç yokmuş, şimdi daha iyi anlıyorum.

Bu süreçte yalnız hissettiğimde aklıma hep Amsterdam, Vondelpark’ta yaşadıklarımız geldi. O şahane günü bana hediye etmiştin. Sana minnettarım. Hayatımdaki en büyük acının şifalandığı günü! Hatırlıyor musun? Mantar yemiş, çimlere uzanmıştık. Başka bir boyuta geçmiştik sanki! Gördüğümüz, işittiğimiz, kokladığımız, dokunduğumuz her şey çok farklıydı. Daha net, sade, parlak,  aydınlık, yavaştı… Birlikte herşeyin özünün bir olduğuna ve evrendeki herşeyle görünmeyen bir bağımız olduğuna tanıklık ediyorduk. Cenin pozisyonunda yatıp gördüklerimin büyüsüne kapılmışken, ilk kez toprakla bir olmuştum. Kollarım ağaçların köklerine ulaşmış, bedenim ağaçla, toprakla, böceklerle bütünleşmişti. Artık sadece bir his olarak oradaydım. Bedenimi daha güçlü bir kaynağa teslim etmiş, şimdi farklı bir boyutta ve özgürdüm. Orada büyük çınarım, babam beni bekliyordu. Hissettiğim en güzel şeydi! İçimdeki kara bulutlar yok olmuş, daha önce tatmadığım bu hissin tadını çıkarıyordum. Göremesem de oradaydı işte! Yalnız değildim. “Sadece hisset Aylin!” Ağlıyordum, ağlıyordum… “Bütün kız çocukları babalarının onlara sarılmasını ister” diye içimden tekrar ediyordum. Sen endişelenmeye başlamıştın. “İyi misin Aylin? Korkuyorum.” diyordun. Seni daha fazla endişelendirmemek için geri dönmüştüm. Sana yaşadıklarımı, hissetiklerimi heyecanla anlatırken, sen de göz yaşlarımı siliyordun. Eve geldiğimizde mantarın etkisi devam ediyordu. Susadığım için evdeki tek içecek olan şarabı içmek için ısrar ettiğimde “Beni seviyorsan içme! Bişey olabilir sana. ” diye ağlamaya başlamış, kendini bırakma sırası şimdi sana gelmişti. O an sevgini yüreğimde hissetmiş, sana sımsıkı sarılmıştım. Sessizlikte, sonsuzlukta kalbimiz bir olmuştu. Belki bir dakika, belki iki. Aklıma geldikçe mazimizdeki bu anı hatırlamak günümü güneş gibi aydınlatıyor.

9 yıl önce dünyama hoşgeldin! Sefalar getirdin! Yol arkadaşım, can yoldaşım.

12122565_885383714844889_1907510488063551539_n