2 Yorum

Eve çadır mı kursam?

Alarm çalmadan yine gözlerimi açtım. Saat altı olmamış! Yataktan kalkmadan içimdeki ses “Bugün Dolunay!” diye fısıldadı. Yataktan kalktım, Rüzgar’ın üstünü örttüm, sonra her zaman yaptığım gibi pencerenin önüne yürüdüm. Çömeldim, ellerimle dizlerime sarılıp küçüldüm. Doğanın nefesine insan nefesinin çok karışmadığı bu zamanlarda ben de kendimle buluşuyorum. Yağmur yağıyordu. Evrenin güçleri içimdeki alevi fark etmiş de bir yardım dalgası göndermiş gibiydi. Sanki su damlaları kalbimin üstüne damlıyor, içimi ferahlatıyordu! Kızım olsaydı adı Yağmur olacaktı diye içimden geçirdim. Su damlalarını izlerken akşam dinlediğim şarkının sözlerini mırıldanmaya başladım. “Her şey seninle güzel, yolda yürümek bile! Olmayacak düşlerin, peşinde koşmak bile! Her şey seninle güzel, bu toprak bu taş bile! İçimdeki bu korku, gözümdeki yaş bile! Beklenmedik bir anda, ayrılık gelip çatsa, seninle paylaştığım tek bir gün yeter bana!” Gözlerimdeki yaşları silip, kahvaltı hazırlamaya koyuldum.

#28günyoga’da 11. gün ve yogasız bir gün. Yazımın başında belirttiğim gibi bugün Dolunay! Biz Dolunay ve Yeniay’da yoga yapmıyoruz. Peki neden?  Çünkü yeryüzündeki suların Dolunay zamanı Ay’ın kütle çekimine yenik düşerek gelgitler oluşturması gibi yaklaşık yüzde 65-70’i sudan oluşan bedenimizin enerjisi daha çok kafamıza doğru yükseliyor. Bizim de içimizde gelgitler oluşmaya başlıyor, bu da insanı dengesizleştirebiliyor, ruh halini etkiliyor, daha hassas ve kırılgan olabiliyoruz. Kafalar başka yerde olduğu için vücudu sakatlanmaya açık olduğumuz bu günlerde yoga yapmıyor, kendimize dikkat ediyoruz.

Dünkü yazımda nefse karşı verdiğim mücadelede attığım adımdan bahsetmiştim. Anlık haz maymununun istediğini yapmayışımın bugün üçüncü günü! Gece yazımı okuyan yoldaşlarım “yanındayız mesajları” yazmışlar. Burçe, “Kocaman bir savaşçısın! Nietzche’in çok güzel bir sözünü bana hatırlatmış. “Yüksel ve neyin üstesinden geldiğine bak!” diye yazmış. Ayça “Acaba içindeki maymuncukların hepsini aynı anda susturmaya çalışmasan mı? Adım adım, birini iyice susturduktan sonra mı sıra ötekine gelse!” demiş. Rahatsızlığım sonrasında kendime yüklenmemi istememiş, bana kıyamamış! Ayça’nın sözlerini çok düşündüm aslında. Hem sadece bu kez değil her bırakmayı denediğimde! Hep acı/kaygıyı erteleyecek bahaneler buldum, bulduğum bahanelere de inandım! Önceleri ritüellerimi sıralayıp, en az kaygı duyduğumdan başlayıp, adım adım ilerlemeye çalıştım. Birinci, ikinci derken üçüncüye gelemeden, başa dönüyordum. Hem de her denemem de!Çünkü insan en çok kendini kandırıyor! Sonraları anladım ki insanın en büyük dostu da düşmanı da yine kendisi! 🙂 Takıntılı zihinler çok farklı çalışır. Her türlü detayı düşünürler, en ince ayrıntısına kadar. Beş duyuları inanılmaz gelişmiştir. İnanılmaz iz sürerler. Takıntı ve düzen konusunda her şeyi detaylı planlayabilirler. Mesela dün mata uzanmış size bir önceki yazımı gönderirken yine beni bu durumdan biraz olsun kurtaracak bir fikir bulmuştum bile! “Eve çadır mı kursam? dedim kendi kendime. 🙂 En azından temiz temiz içinde yatıp kitap okuyabilirim. İçine kimse de girmez, dokunmaz. Az önce de internetten karavanlara bakıyordum. Yani bizde fikirler ve çareler tükenmez. 🙂

Bir zamanlar bu konuda destek aldığım bir psikoloğu ikna etmeye çalışırken kendime şaşıp kalmıştım. Tamam sırtımda taşıdığım ritüellerden vazgeçeceksem pekala bir oda tutup arada sırada oraya gidip zaman geçirebilirdim. Ortak yaşadığımız ev dışında kendime ait ufacık bir alanım olsa başaracaktım! Kimse beni anlamıyordu! Psikolog “Bence o evden bir süre sonra ortak paylaştığınız eve gelmek istemezsin” demişti. Ben de “Nerden biliyorsunuz? Ben sevdiklerimi özlerim, sadece bir gün” diye ikna etmeye çalışıyordum. Daha neler neler… Her yolu deniyordum! Bir çocuktan farkım yoktu! Hala da yok. Yeter ki içimdeki kaygı ve korkunun üstünü örteyim, bir güzel bu konuyu erteleyim. Anlık haz maymununun istediği olsun. 🙂

Yoga’da hareketler var olan yapının (fiziksel, enerjisel ve zihinsel) kırılması ve yeniden yapılandırması için tasarlanmış. Defne hocamın da söylediği gibi bu süreci içimizden geldiği gibi yaşarsak, hikayemizi yeniden yazmak yerine kendi hikayelerimiz içinde döner dururuz. Robert Svaboda “Bugün pek azımız kalbimizin sesini duyma yeteneğine sahip! İçimiz diye duyduğumuz şey aslında zihnimiz. Ve zihin daima kendini iyi hissetmeye, zevke doğru yönlendirir.” demiş. Dolayısıyla içimize bırakırsak yogayı ya da benim şuanda bırakmayı istediğim alışkanlığımı, zihin iyi hissetmeye zevke doğru yönelip bizi başladığımız noktaya geri döndürecektir. Daha önce defalarca yaşadığım tecrübelerimden ne kadar doğru olduğunu biliyorum.

Sıkıntı ve acının içinde kalıp benim için normalleşmesini, geçmesini beklemeye niyet ediyorum. Bu kez acıya karşı koymaya son verip aynı bulutlar gibi gitmelerini bekleyeceğim. Bu süreçte de yanımda olduğunuzu bilmek bana güç veriyor. 

Akşam siz de Dolunay’ın güzelliğine doyasıya bakıp tadını çıkarmayı unutmayın!

dolunay


Yorum bırakın

Sil Baştan …

Bütün gece huzursuz, uykuyla uyanıklık arasında gidip geldim… İçimden “Olmayacak! Nasıl bu acıya, kaygıya dayanacağım!” deyip durdum. Saat 6’da alarm çalmadan ben yataktan kalkmış, ısınmalara geçmiştim bile. Virastana’ya geldiğimde yorulmuştum. Zihnim tüm gece yorgun düşmüştü, şimdi bedenim de kendini bırakıyordu. Üç nefes alarak devam ettim. Samakonasana’ya geldiğimde yine bacaklarım açılmak istiyordu ama zihnim henüz serbest bırakmıyordu. Hanumanasana’yı yine duvardan destek alarak çalıştım. Prelüd’ün sonunda gecenin huzursuzluğu gitmiş, kendimi bırakmıştım. Asanaların sonunda mata uzandım. İçimdeki anlık haz maymunu benimle konuşmaya başlamıştı bile…

Hiç beyninizin sağlıksız çalıştığını düşündüğünüz bir kısmının alınmasını istediniz mi? Ya da “Eternal Sunshine of the Spotless Mind” filmindeki gibi hafızanızdan alışkanlığınızla ilgili tüm anıların silinmesini? Kendine gerçeği söyle Aylin! Sen bir korkaksın! Sen bir erteleyicisin!

Hem de usta bir erteleyicisin! Onca yıl, “Şimdi Rüzgar küçük biraz büyüsün sonra, hele bir okulum bitsin sonra, yeni evimize taşınalım bırakıcam” sarmalına girmişim. “Bu kaygıyla nasıl baş edeceğim, çok da acı çekeceğim, şimdi değil, üzgünüm!” deyip içimdeki anlık haz maymunun istediğini yapmışım. Sanırım az önce içimi çektim. Aynen bahaneler ürettiğim anlardan sonra içimi çektiğim gibi. Nedir bu kaygı, korku meselem? “Temizlik ve Düzen Takıntısı”. Ben alışkanlık demeyi daha çok seviyorum. Obsesif Kompülsif Bozukluk, takıntılı düşüncelerin günlük yaşamı etkileyecek, günlük aktivitelerimizi kısıtlayacak duruma gelmesi, her yüz kişiden 2-3’ünde görülüyor. Yani evimde rahat ve huzurlu olabilmemin yolu temizlik ve düzenle ilgili bir takım ritüellerin gerçekleşmesine bağlı. Sadece evimde bu şekilde ritüellerim var. Onun dışında özgürüm. Aynı zamanda bu kurallara evde yaşayan herkes de uymalı. Ne kadar zor diye düşündüğünü duyar gibiyim. Evet gerçekten çok zor hem yaşayan hem kontrol eden -ben- için. 

Biliyorum hepimiz biraz erteleyiciyiz. Hepimizin durumu bazılarımızınki kadar berbat olmayabilir tabii. Hayat takvimime uzunca ve dikkatli baktığımda tam 16 yıldır ertelediğim alışkanlıklarımı görüyorum. Bunca yıl çok defa bırakmayı, azaltmayı denedim, destek aldım. Eve yardımcı bayan alamazken, evdeki genel temizliği yapmayacak noktaya kadar geldim ama devamını getiremedim. Bir ileri bir geri adımlar atıp durdum ama sonuçlandıramadım, hep pes ettim. Aslında yazılacak çok şey var bu konuyla ilgili, değişik hikayelerim var. Yaşaması zor ama dinlemesi keyifli. 🙂 Bunlar da başka bir yazıya kalsın. 

Dün karanlıktan aydınlığa giden yolda bir adım attım. Bugün ikinci günüm. #28günyoga’da onuncu gün. Anlık haz maymununun istediğini yapmayışımın ise ikinci günü. Nefse karşı verdiğim mücadeler çoğaldı. Yoga, yemek, takıntılarım. Bunu yazarken de acı çekiyorum. İçimden bu yazıyı burada bırakıp, işten kaçıp evi temizlemek geçiyor. Yine içimi çektim! Derin bir nefes aldım. Defne hocamın dediği gibi “Zihnin tüm hikayelerine özellikle bizi şefkatli bir dost gibi dinlenmeye, kafayı takmamaya, rahat olmaya, boş vermeye davet eden o iç sesi kısa bir süre kısma” zamanı. 

Biliyorum her acının, kaygının sonunda “yeni bir şey” doğar. “Eternal Sunshine of the Spotless Mind” filmindeki gibi hafızamdan takıntılarımla ilgili anılarımın silinmesini artık istemiyorum. Çünkü o anıların içinde ben varım, sevdiklerimle, iyisiyle kötüsüyle geçen bir ömür var, hikayelerim var…

Umarım bu sefer hasat zamanı gelir! Şuan matıma uzanmış, bugün işte yazdığım yazıyı son bir kez okuyup sizinle paylaşıyorum.

İyi uykular, tatlı rüyalar.

Yarın sabah Samapada’da buluşmak, kavuşmak niyetiyle…

eternalsunshine