Yorum bırakın

Rüzgarla Dans eden Kelebekler

Gözyaşlarımı içime akıttıktan sonra tekrar uçmaya çalışırken tanışmıştık. İkimiz de meme kanseriydik. İnce ince sızlıyordu yaralarımız, yorgun kanatlarımızı çırparak tekrar uçmaya çalışıyorduk.  Şimdi bile ne kadar parlak gözlerle bana “Merhaba!” dediğini hatırlıyorum. Hayat bildiği gibi gelmişti işte, bir “an”ın ömrümüz olduğunu hatırlatmıştı bize. Parlayan kelebeği, yarası yarama denk geldiği için mi, yoksa saklandığım yerden -içimden- beni çıkaracağını hissettiğim için mi sevmiştim?

Bulutların arkasından çıkan güneş gibiydi. Işıl ışıl parlıyordu. Kanatları gökyüzünün renklerini almıştı. Tam da ihtiyacım olduğu an, kanatlarıyla beni sarıp sarmaladı. Sıcacık gülümsemesiyle “Hadi, kanatlarını aç gönlümüzce uçalım!” demişti. Bıraktım kendimi, hiç bırakmadığım kadar. Gökyüzünde süzülürken gördüğümüz büyüleyici manzarayı seyrettik birlikte. Üstümüzden sarı gagalı, tüyleri bembeyaz martılar uçuyordu. Ağaçların arasından süzülüp, yaprakların, çiçeklerin kokusunu içimize çektik. Rüzgarla beraber dans ettik. Yağmurda ıslandık, güneşte içimizi ısıttık. Gördüğümüz her yaprağın, çiçeğin, ağacın, kelebeğin bir hikayesi vardı.  Bir kedinin tombul, ıslak, kahverengi burnuna konup, onunla tatlı tatlı sohbet ettik. Gözleri görmeyen bir köpeğin gözleri olup onunla yolculuğa çıktık. Güneşin doğuşunu, batışını izledik. Gökkuşağının içinden uçtuk. Yerküre ne kadar eşsiz ve güzeldi.  Mucize bu değildi de neydi? Birbirimize “Uçabilmek ne kadar müthiş bir şey değil mi? Bunca acıya rağmen yaşamak ne kadar güzel!” diyorduk. Belki de hayat bize zihnimizi gölgelerinden arındırıp, hakikati görebilmemiz için kestirme bir yol göstererek armağan vermişti. Artık eski biz değildik, bunu ikimiz de yüreğimizde hissediyorduk. Endişe ettiğimiz şeylerden arınmıştık, ruhumuz özgürdü. İçimizden geldiği gibi sonsuzlukta uçabilmek ve sevmek için nefes alıyorduk. Kendi kendimize sorduğumuz soruları birbirimize soruyorduk.

“Hikâyeler çatlakları iyileştirir ve parçaları birleştirirler” diye duymuştum. Ne kadar doğruymuş. İnsan yaralıyken sarıp sarmalanmaya ne kadar çok ihtiyaç duyarmış… Parlayan kelebeğin hikayesi benim ruhumu derinden etkiledi. Ama en çok da kendisi beni büyüledi. Kendi ruhumdaki çatlakları iyileştirdi.

Gökyüzü renkli kelebeğim, ne zaman benimle uçmak, yeni yerler keşfetmek, gizlenip saklanmak, hayal kurmak ya da başını omzuma koyup ağlamak istersen yanındayım. Bunu hiç unutma.