1 Yorum

Kuş

Ablam bir gece annemle babamın arasında uyurken bir konuşmaya tanıklık etmiş.

“Lütfen artık uçma Metin!“

“Ümit, yukarıda olmak öyle güzel ki!”

Ablam gözlerini kapatmış, babamı bir kuş olarak hayal edip, uykuya dalmış.

1941, Urfa. Babaannem, babam doğduktan sonra onu bir ermişe götürür.  Oğlunun geleceğini tahmin etmesini ister. Ermiş babamı yukarı kaldırır ve “Bu çocuk gökten yanan bir teneke parçasıyla düşüyor ve ölüyor.” der. Babaannem sarsılır, söylediklerine anlam veremez. Ta ki babamın askeri okulda “uçmayı” seçtiği güne kadar…Babaannem işte o zaman ermişin söylediği cümleyi hatırlar, kehanetin gerçekleşmesinden çok korkar. Oğlunun uçmasına şiddetle karşı çıkar. Tabii babam dinlemez, çoktan gökyüzünde uçmanın büyüsüne kapılmıştır bir kere…

1981, İstanbul. Kapımız çalınıyor. Annem kapıyı açtığında, kapıda babamın bahsettiği o çaresiz kalabalığı görünce bayılıyor. Babamın bir kuş olduğu ve hayatımızın değiştiği gün.

 

Maalesef babamla ilgili hatırladığım bir hikayem yok.  Gözlerimi kapatıp babamın beni kollarıyla tutup, yıldızlara attığı, benim kahkahalar attığım o anları hatırlayamıyorum. Sadece hayal edebiliyorum. Hayalimde martıların sesini hala duyabilirken, babamın sesini neden duyamıyorum? Bir film izler gibi annemin, ablamların anlattığı hikayelerde babamı izliyorum. İzlediğim filmin konusu, yaşamın her gününü sevdikleriyle, tutkuyla bağlı olduğu şeylerin zenginliği içinde sahip olduklarıyla mutlu olan bir adamın, bir ailenin hikayesi. Babam sonsuz zamanı varmış gibi yaşamadı, hayallerini askıya almadı. Karısına aşık, çocuklarına çok düşkündü. İki gömlek, bir çift ayakkabısı, ailesi, dostları, kızlarına anlattığı masalları, hünerli elleriyle yaptığı gemileri, defi, maketleri, oltası, tamburu, söylediği şarkıları, yaptığı şakaları, paylaştıklarıyla basit bir yaşam sürmüş. Babam benim içimdeki kara delik. Şimdi o deliğin içinden geçerken yaşamın kendisiyle ilgili ne çok şey öğreniyorum.

Hikayenin başındaki ablam 10 yaşındayken babası gibi kuş olmak istiyor. Babam Diyarbakır’da özel komutana çıkıp izin alıyor. 10 yaşındaki kızını nakliye uçağıyla uçurmak için. Yasak, kural demiyor. “Kızım çok istiyor, hayatı boyunca bu anı hiç unutmasın” diyor. Aynı filmlerde olduğu gibi pilot koltuğuna ablamı oturtuyor, kendisi yardımcı pilot koltuğuna geçiyor. Ablam babam ne derse yapıyor, uçak havalanıyor.  Şimdi ikisi de kuş gibi gökyüzünde süzülüyorlar. Uçaktan indiklerinde alayda bir bayram havası, fıstıklı çikolatalarla ablamı karşılayıp, kucaktan kucağa gezdiriyorlar.

Yaşamlarımız sonsuzluk tuvalinde küçük birer noktadan ibaret. Babam, korkunun diğer ucundaki özgürlüğü seçmişti. Kızları şimdi her gün doğumunu ve batımını izlerken babalarına selam gönderiyor.

Bu hikayeyi bana anlatan, babamın anılarını, sevdiği şeyleri her gün yaşatan biricik kızına yani ablama adıyorum.

birdandgirl