Yorum bırakın

Hayat bir paradoks!

Anna Lamott der ki “Hayat eş zamanlı olarak, kalbimize dokunan güzelliklerin, çaresiz fakirliğin, sel felaketlerinin, bebeklerin, akne ve Mozart’ın birbiri içine sarınıp karşımıza çıkmasıdır.” Sözlerine, “çok ideal bir sistem olduğunu düşünmüyorum” diye de devam eder.

Açıkçası ben de çok ideal bir sistem olduğunu düşünmüyorum.

Şuan mesela, tam sonunda oturdum yazı yazacağım, bir sivrisinek etrafımda geziniyor. Muhtemelen az sonra beni sokacak. O kanımı emerken “hayat bu!” diyecek, ben de “kışın bile beni buldu sokmak için” deyip, kaşınıp duracağım.:) Hayat bir paradoks!

Benim de sizler gibi hayatın benden uzakta bir yerde olduğunu hissettiğim anlar oluyor. Özellikle de kendi doğamdan uzaklaştığım anlarda. Belki de hepimiz mutlu bir beklenti halinin ve yılgınlığın karışımıyızdır. Benim için de hayat kurumsal hayatı bıraktığım, havası temiz, yeşili bol -bir de deniz olursa mükemmel olur- zamanın yavaş aktığı bir yere yerleştiğim zaman başlayacak. Sabahları uyanıp yogamı yapacağım, sonra köpeğimle sabah yürüyüşüne çıkacağım. Eve geldiğimde oğlumla birlikte kahvaltı yapacağız. Onu, yeteneğiyle ilgili gelişimini destekleyen bir okuluna uğurlayıp, kendime bir kahve yapacağım ve koltuğuma yayılıp kitap okuyacağım. Belki koltukta ufak bir şekerleme bile yaparım. Öğlen bisikletime binip canımın istediği bir parka gideceğim, köpeğimi de yanıma alacağım. Onun temposunda pedalları çevireceğim. Uzaklarda olsa da konuşurken içimi ısıtacak bir dostu arayıp hayat hakkında konuşacağım, ona sonunda hayallerime yakın bir hayatı yaşadığımı söyleyeceğim ve yakında görüşürüz deyip telefonumu kapacağım. Bir kafeye girip 28gunyoga’ya “hayat bu işte” konulu bir yazı yazacağım. Ablam komik bir video yollayacak, ben de çok şükür ailem iyi diyeceğim, her şey yolunda. Akşam oğlumla yemek yerken onu seyredeceğim. İçimden “ İyi ki bu dünyaya gelmişim!” diyeceğim. (Şimdi de olduğu gibi)

Eşim neden bu hayalde yok derseniz, kendisi henüz zamanın yavaş aktığı, bu kadar sakin bir hayatın özlemini çekmiyor. O yüzden her ne kadar mucizelere inansam da içimdeki gerçekçi Aylin hayal kırıklığı yaşamamak için şimdilik bu konuda düş kurmuyor.

Benim arda bujangam da henüz olmadı. Sakın olması gereken hayatın henüz fotoğrafını çekmeyin.:)

Bu hayalde  bir tek ne eksik kaldı dersiniz? Birgün  benim de içimdeki yaratıcı gücü kullanabileceğim tutkuyla bağlı olduğum bir işim olur mu Sangamu? Belki yoga dersi vermeye başlarım, köpekleri gezdiririm, kafamda dönüp dolaşan fikirleri ufak ufak hayata geçiririm. Kim bilir? Belki o kadar da uzak değildir bu düş…

İlk işe girdiğim gün “kurumsal hayat, bu dünya, bana göre değil!” demiştim, kapri pantolonuma ve sandaletlerime bakarak. (İşe bu şekilde nasıl alındığıma şaşarak:))Ben dünyayı dolaşacaktım!… Tam on sekiz yıl kendimi ait hissetmediğim bir işte çalıştım, demek ki kendimi ait hissetseydim herhalde ölene kadar çalışırdım.:)

Neyse, benim mutlu beklentili hayatımı yaşamama az kaldı, üzülmeyin sakın.:) Yaktım gemileri! İçimde hala korkularım var tabii, sonuçta bir çocuğum var, seçtiğim her karar benimle birlikte onunda yaşamını değiştirecek, dönüştürecek. Ama içimdeki his hayatı yaşamak için yüreğimin peşinden gitmem gerektiğini söylüyor. Biliyorum o zaman da başka özlemlerim olacak. Gülümseyip, “Hayat işte yine bir paradoks” diyeceğim.

İşte böyle hayatın uzaklarda bir yerlerde olduğunu düşündüğüm anlarda, Defne hocanın dediği cümleyi hatırlayacağım, tıpkı şimdi o özlemini çektiğim hayattan uzakta olduğum günlerde yaptığım gibi. Asıl hayat sevdiklerimizle kurduğumuz bağ, geçmişten şimdiye dek. Hayat sıradan günlerde yaşadığımız yüreğimize dokunan anların toplamı. Sıcak bir gülümseme, anlamlı bir bakış, içten bir kahkaha, kapıyı açtığımızda bizim için hazırlanan bir sürpriz, annemizin gelip üstümüzü örttüğü kısacık bir an, bir dostla kucaklaşma, Sanga’yla sohbet, en çaresiz anımızda “Yanındayım, seni anlıyorum” diyen bir omuz …

Hayat dediğim, kişisel yolculuğumun her anında aileme, dostlarıma, Sanga’ma, iş arkadaşlarıma, hayvan dostlarıma… sahip olmanın lütfunu yaşıyorum. Bu yolda karşıma çıkan her canlı, kendi özüme dönebilmem için unuttuğum şeyleri bana hatırlatıp, almam gereken dersleri alabilmeme yardımcı olacak, Defne hocanın da dediği gibi puzzle’ın parçaları. Belki de hayatımdaki her sahne, kendime açılan pencerelerin üzerine çektiğim perdeleri açmak ve hakikati görmem içindir.

Hepimize korkuyla tutunduğumuz şeyleri bir kenara bıraktığımız, olağanüstü evrenimizin karşımıza çıkaracağı her türlü olanağa kendimizi açtığımız bir hayat diliyorum.

Sevgimle.

IMG-6332