2 Yorum

Adı Gibi Kadın Ümit Eden Ümit Veren

Şu an tam olmak istediğim yerdeyim. Gözlerinin mavi ve gri derinliğine bakıyorum, seni seyrediyorum. Bu his, sırtımı ağaca yaslayıp, gökyüzünü izlerken hissettiğim huzuru çağrıştırıyor bana. “Annem, gökyüzündeki en parlak yıldız gibi parlıyor” diye içimden geçirirken, sen sanki iç sesimi duymuş gibi gülümsüyorsun bana, yanakların pembeleşiyor, elmacık kemiklerin belirginleşiyor.

Hayata senin gözlerinle baktığım, senin yüreğinle hissetmeyi öğrendiğim için tanrıya şükrediyorum. Sonra ada vapurunda esen rüzgar beni anılarımda yolculuğa çıkarıyor.

Ankara Kolej’de giriş kattaki evimizin camından bakıyorum. Kendi kendime hikayeler uydurup, kendi uydurduğum hikayelere inanırmışım gibi yaptığımı hatırlıyorum. Sonra uydurduğum hikayelerin yorgunluğu mu üzerime çöküyor, yoksa babamın dönmeyişinin yarattığı hayal kırıklığı mı bilmiyorum ama her zaman yaptığım gibi senin yanına kıvrılıp, ayaklarımı bacaklarının arasına sokup nur yüzünü seyrederek uykuya dalıyorum. Hissettiğim duygunun adı “huzur”.

Bir yerlere gitmek için evden çıktık, kestirme yol olarak Kurtuluş Park’ının içinden geçiyoruz. Ben birden fenalaşıyorum. Önce ellerim ve ayaklarım uyuşuyor, sonra tüm vücudum. Düşüyorum yere, kımıldamadan yatıyorum. Parktan geçen herkes “Yazık çocuk sara hastası” diye konuşurken, sen “Yardım edin, yardım edin, taksi çağırın!” diye bağırıyorsun. Gözlerinde çaresizliği, korkuyu, endişeyi görüyorum. Benim de gözlerimden yaşlar boşalıyor.

Yine Kolej’deki evimizin mutfağındayız. Bana elma suyu yapmak için rendeden geçirdiğin elmanın suyunu tam olarak çıkarmak için tülbentten geçiriyorsun. Ben de sabırsızla beklediğim elma suyunu bir dikişte içiyorum. “Hadi anne anlat” diyorum.  Sen de anlatmaya başlıyorsun. Ana okuluna gidişini, babanı yatağa mahkum eden kazayı, anneanneme sürpriz yapmak için soba kurduğun günü, annen çalışırken senin erken yaşta büyümek zorunda kaldığın günleri anlatıyorsun. Sonra babamı, beraber film afişi hazırladığınız günleri, doğduğum günü… Gözlerinde mutluluk, hüzün, özlem, acı bir arada.

Gece acıkmışız, canımız içli köfte istiyor diye üşenmemiş bize yer sofrasında ziyafet hazırlamışsın. Hepimiz gülümsüyoruz. Sana ve ablamların gözlerine bakıyorum. Gözlerinizde neşe, çoşku, bağlılığı görüyorum. Yemek biter bitmez 5 kız battaniyeyi üstümüze çekip Ziyaretçiler’i izliyoruz.

Radyoterapi’den çıkıyorum, annem dışarıda beni bekliyor. “Sana bu korkuları yaşattığım için üzgünüm” diyorum. “Canın acıdı mı?” diye soruyorsun, “Acımadı anne sadece biraz yorgunum” diyorum. “Hadi gel çıkalım burdan gidip çay içelim” diyorsun. Gözlerinde gördüğüm şey sabır, ümit ve şükür hissi. Bu sürecin hediyelerinden biri de seninle acelesiz kahvaltı yapmak, dolaşmak, sohbet etmek ve yanında olmaktı.

Karanlığımızı aydınlatacak tohumları yüreğimize serpiştirmiştin anne. Şimdi ne zaman gökyüzüm kararsa, zaman makinesine “Hadi ışığı gösterecek hikayeye götür beni ” diyorum.

Tanrıya teşekkür ederim, beni koşulsuz seven bir anneye sahip olduğum için.

aylin_anne