Yorum bırakın

Evde yok pardon oda da mahsur kaldık!

Merhaba Sangha,

Güne kuş, cır cır böcekleri ve kedi miyavlamalarıyla uyandım. Dün gece hamak sefası uzayınca geç yattım, sabah uyandığımda saat 08.00 olmuştu.Perşembe günleri kurulan pazara yetişebilmek için üstümü giyinip hemen evden çıktım. Böylece yogamı gün batışına ertelemiş oldum. Pazar dönüşü aldıklarımı buzdolabına yerleştirdim, dün geceden kalan bulaşıkları hızlıca yıkadım, kahvaltı sofrasını hazırlamaya koyuldum. Bahçemizdeki kedi ailesi, olacakları sezmiş olmalı ki ortalıkta yoktular. Masayı hazırlarken hava yavaştan kapanmaya başladı. Biz kahvaltı yaparken, hava iyice bozmaya başladı. Önce durup dururken kapı, pencereler kendiliğinden açılıp bizi korkuttu. Sonra gök gürültüsü öyle bir patladı ki Rüzgar’la pencereye koştuk. Ben pencereleri kapatmaya çalışırken kaldığımız evin tam karşısındaki ağaca yıldırım düştü. Bu anı yavru yunustan başka gören olmadı. Rüzgar “Orman yanıyor, yangın çıktı!” diye bağırmaya başladığında evi yanık kokusu sarmıştı bile. Sonra karanlık gökyüzü Rüzgar’ın çığlığını duymuş olmalı ki iri iri dolu yağdırmaya başladı, yağmur bastırdı, ateşi söndürdü. Elektrik kesildi.  Biz de pencere arkasından belgesel izler gibi doğanın gücüne bir kez daha tanıklık ettik. Yağmur’da bizimle oyun oynamaya başladı, önce diner gibi yapıp tekrar hızlanıyor sonra yavaşlayıp tekrar hızlanıyordu. Kediler saklandıkları yerden çıktığında biz de yağmurun dindiğini artık anlamış olduk. Evin önüne park ettiğim arabayı bahçeden çıkarmayı denemeye karar verdim. Üç, dört deneme sonrasında araba çamura saplandı. Şimdi gerçekten evde mahsur kalmıştık! Rüzgar salonda basketbol oynarken ben de yogamı yaptım. Daha sonra soğuk suyla banyo yapıp, uyuduk. Uyandığımızda deli gibi acıkmıştık. Şimdi ben bu satırları size yazarken ara ara internet gelir gibi yapıyor, rüzgar hem sevinç hem hüznü bir arada yaşıyorJ İnternet bağlantısı gereksinimi kadar yemek yemek de oğlum için hayati önem taşıyorJ Ton balıklı makarna, salata ve meyveden oluşan akşam yemeğinden sonra Rüzgar’ın keyfi biraz yerine geldi. Yemeğimizin ortasında sürpriz yapıp salonun camı açıldı ve defalarca denememize rağmen de kapatamadık. Şuan sineklerden kaçmak için kendimizi yatak odasına hapsettik. Yanımıza temel ihtiyaçlarımızı aldık. Önce evde mahsur kalmıştık şimdi odada 🙂

Bakalım yarın bizi neler bekliyor?

unnamed (1)


3 Yorum

Düş

Bilmek mi merak etmek mi? Bilginin tersi merak etmek olabilir ya da gizem, ihtimal. Ben merak etmeyi, ardından ne geleceğini bilmemeyi tercih ediyorum. Bilgi, her zaman gerçekten bir armağan mı? Mesela bilmeden sokaklara adım atan ben, yolda yürürken bilemeyeceği yüz binlerce şeyi görecek, şaşıracak, tahmin etmeye çalışacak, bir sürü hikaye yaşayacak! Bu harika bir şey değil mi? Bilirsem çevremdeki her şeyden büyük olduğumu sanacağım belki de. Oysa büyük olduğumu sanmazken her gün yeni keşifler yapmıyor muyum?

Ben çok hayal kurarım. Eskiden kalan bir alışkanlık. Çocukluğumda zorla yatırıldığım öğlen uykusu, benim için hayal kurma saatine dönüştüğünde artık isteyerek yorganın altına giriyordum. Son zamanlarda sık sık aynı düşü kurarken kendimi buluyorum.

Bu hayal bir kaçış planı!

Küçük, sakin, zamanın yavaş ilerlediği, yeşille mavinin karıştığı bir yerde doğama uygun yaşadığımı hayal ediyorum. Hız, telaş, koşturmaca, stresin olmadığı bu yerde, kumsalda oturup günün doğuşunu ve batışını izliyorum. Çok mutlu ve huzurluyum. Her gün doğa, uykusundan uyanırken ben de yogamı yapıyorum, sonra kitaplarıma gömülüyorum, içimden gelirse bir şeyler de yazıyorum. Keyifli, acelesiz bir kahvaltı hazırlıyorum. Rüzgar tatlı tatlı eserken, günün geri kalanı için hiç plan yapmadığım bir hayat beni bekliyor. Oğlum ve köpeklerimle beraber dilediğim gibi zaman geçirebilirim, denize girebilirim, yazı yazabilirim, kitap okuyabilirim, dans edebilirim, film izleyebilirim, yürüyüş yapabilirim… Her gün bu hayali kuruyorum. Hem korkarak hem de gözü kara bu serüvene atılmayı düşleyerek. Kanserle yüz yüze gelmiş biri olarak belki eskiye göre daha cesur da olabilirim. Zamanla ilişkim değişti, çok az zamanım kalmış gibi hissediyorum.

Hayal etmek, mutluluğun sahip olunacak bir düşte saklı olduğuna inanmak çok eski, beynimin derinliklerinde bir alışkanlık.  Şu içinde bulunduğum andan beni uzaklaştırdığını biliyor olsam da zihin oyunlarına engel olmak da öyle kolay değil! Hayat geçmişten ve gelecekten değil de şimdiden ibaret. Geleceğe dair kurduğum her düş, beni bu anı yaşamaktan alıkoyuyor. İçinde bulunduğum şartlardan memnuniyetsiz bir ben yaratıyor. Mesela bu düşü en çok ne zaman kuruyorum? Canım sıkıldığında, endişelendiğimde, kendimi kötü hissettiğimde, az zamanım kalmış gibi hissettiğimde…O halde böyle anlarda zihnime mutsuz bir çocuk gibi yaklaşıp elindekilerle ne yapabilirsin? Bu düş gerçekleşmezse ne olur? diye sorup ona şevkatle yaklaşabilirim. Belki böyle böyle beynimin derinliklerindeki bu alışkanlık da dönüşmeye başlar.

Tarlama sevgiyle, inançla bir tohum ektim. Acelesiz, telaşsız, kaygısız, beklentisiz, sabırla bekliyorum. Meraktayım!

 

by-jacquelin-de-leon


2 Yorum

Eve çadır mı kursam?

Alarm çalmadan yine gözlerimi açtım. Saat altı olmamış! Yataktan kalkmadan içimdeki ses “Bugün Dolunay!” diye fısıldadı. Yataktan kalktım, Rüzgar’ın üstünü örttüm, sonra her zaman yaptığım gibi pencerenin önüne yürüdüm. Çömeldim, ellerimle dizlerime sarılıp küçüldüm. Doğanın nefesine insan nefesinin çok karışmadığı bu zamanlarda ben de kendimle buluşuyorum. Yağmur yağıyordu. Evrenin güçleri içimdeki alevi fark etmiş de bir yardım dalgası göndermiş gibiydi. Sanki su damlaları kalbimin üstüne damlıyor, içimi ferahlatıyordu! Kızım olsaydı adı Yağmur olacaktı diye içimden geçirdim. Su damlalarını izlerken akşam dinlediğim şarkının sözlerini mırıldanmaya başladım. “Her şey seninle güzel, yolda yürümek bile! Olmayacak düşlerin, peşinde koşmak bile! Her şey seninle güzel, bu toprak bu taş bile! İçimdeki bu korku, gözümdeki yaş bile! Beklenmedik bir anda, ayrılık gelip çatsa, seninle paylaştığım tek bir gün yeter bana!” Gözlerimdeki yaşları silip, kahvaltı hazırlamaya koyuldum.

#28günyoga’da 11. gün ve yogasız bir gün. Yazımın başında belirttiğim gibi bugün Dolunay! Biz Dolunay ve Yeniay’da yoga yapmıyoruz. Peki neden?  Çünkü yeryüzündeki suların Dolunay zamanı Ay’ın kütle çekimine yenik düşerek gelgitler oluşturması gibi yaklaşık yüzde 65-70’i sudan oluşan bedenimizin enerjisi daha çok kafamıza doğru yükseliyor. Bizim de içimizde gelgitler oluşmaya başlıyor, bu da insanı dengesizleştirebiliyor, ruh halini etkiliyor, daha hassas ve kırılgan olabiliyoruz. Kafalar başka yerde olduğu için vücudu sakatlanmaya açık olduğumuz bu günlerde yoga yapmıyor, kendimize dikkat ediyoruz.

Dünkü yazımda nefse karşı verdiğim mücadelede attığım adımdan bahsetmiştim. Anlık haz maymununun istediğini yapmayışımın bugün üçüncü günü! Gece yazımı okuyan yoldaşlarım “yanındayız mesajları” yazmışlar. Burçe, “Kocaman bir savaşçısın! Nietzche’in çok güzel bir sözünü bana hatırlatmış. “Yüksel ve neyin üstesinden geldiğine bak!” diye yazmış. Ayça “Acaba içindeki maymuncukların hepsini aynı anda susturmaya çalışmasan mı? Adım adım, birini iyice susturduktan sonra mı sıra ötekine gelse!” demiş. Rahatsızlığım sonrasında kendime yüklenmemi istememiş, bana kıyamamış! Ayça’nın sözlerini çok düşündüm aslında. Hem sadece bu kez değil her bırakmayı denediğimde! Hep acı/kaygıyı erteleyecek bahaneler buldum, bulduğum bahanelere de inandım! Önceleri ritüellerimi sıralayıp, en az kaygı duyduğumdan başlayıp, adım adım ilerlemeye çalıştım. Birinci, ikinci derken üçüncüye gelemeden, başa dönüyordum. Hem de her denemem de!Çünkü insan en çok kendini kandırıyor! Sonraları anladım ki insanın en büyük dostu da düşmanı da yine kendisi! 🙂 Takıntılı zihinler çok farklı çalışır. Her türlü detayı düşünürler, en ince ayrıntısına kadar. Beş duyuları inanılmaz gelişmiştir. İnanılmaz iz sürerler. Takıntı ve düzen konusunda her şeyi detaylı planlayabilirler. Mesela dün mata uzanmış size bir önceki yazımı gönderirken yine beni bu durumdan biraz olsun kurtaracak bir fikir bulmuştum bile! “Eve çadır mı kursam? dedim kendi kendime. 🙂 En azından temiz temiz içinde yatıp kitap okuyabilirim. İçine kimse de girmez, dokunmaz. Az önce de internetten karavanlara bakıyordum. Yani bizde fikirler ve çareler tükenmez. 🙂

Bir zamanlar bu konuda destek aldığım bir psikoloğu ikna etmeye çalışırken kendime şaşıp kalmıştım. Tamam sırtımda taşıdığım ritüellerden vazgeçeceksem pekala bir oda tutup arada sırada oraya gidip zaman geçirebilirdim. Ortak yaşadığımız ev dışında kendime ait ufacık bir alanım olsa başaracaktım! Kimse beni anlamıyordu! Psikolog “Bence o evden bir süre sonra ortak paylaştığınız eve gelmek istemezsin” demişti. Ben de “Nerden biliyorsunuz? Ben sevdiklerimi özlerim, sadece bir gün” diye ikna etmeye çalışıyordum. Daha neler neler… Her yolu deniyordum! Bir çocuktan farkım yoktu! Hala da yok. Yeter ki içimdeki kaygı ve korkunun üstünü örteyim, bir güzel bu konuyu erteleyim. Anlık haz maymununun istediği olsun. 🙂

Yoga’da hareketler var olan yapının (fiziksel, enerjisel ve zihinsel) kırılması ve yeniden yapılandırması için tasarlanmış. Defne hocamın da söylediği gibi bu süreci içimizden geldiği gibi yaşarsak, hikayemizi yeniden yazmak yerine kendi hikayelerimiz içinde döner dururuz. Robert Svaboda “Bugün pek azımız kalbimizin sesini duyma yeteneğine sahip! İçimiz diye duyduğumuz şey aslında zihnimiz. Ve zihin daima kendini iyi hissetmeye, zevke doğru yönlendirir.” demiş. Dolayısıyla içimize bırakırsak yogayı ya da benim şuanda bırakmayı istediğim alışkanlığımı, zihin iyi hissetmeye zevke doğru yönelip bizi başladığımız noktaya geri döndürecektir. Daha önce defalarca yaşadığım tecrübelerimden ne kadar doğru olduğunu biliyorum.

Sıkıntı ve acının içinde kalıp benim için normalleşmesini, geçmesini beklemeye niyet ediyorum. Bu kez acıya karşı koymaya son verip aynı bulutlar gibi gitmelerini bekleyeceğim. Bu süreçte de yanımda olduğunuzu bilmek bana güç veriyor. 

Akşam siz de Dolunay’ın güzelliğine doyasıya bakıp tadını çıkarmayı unutmayın!

dolunay


Yorum bırakın

Sil Baştan …

Bütün gece huzursuz, uykuyla uyanıklık arasında gidip geldim… İçimden “Olmayacak! Nasıl bu acıya, kaygıya dayanacağım!” deyip durdum. Saat 6’da alarm çalmadan ben yataktan kalkmış, ısınmalara geçmiştim bile. Virastana’ya geldiğimde yorulmuştum. Zihnim tüm gece yorgun düşmüştü, şimdi bedenim de kendini bırakıyordu. Üç nefes alarak devam ettim. Samakonasana’ya geldiğimde yine bacaklarım açılmak istiyordu ama zihnim henüz serbest bırakmıyordu. Hanumanasana’yı yine duvardan destek alarak çalıştım. Prelüd’ün sonunda gecenin huzursuzluğu gitmiş, kendimi bırakmıştım. Asanaların sonunda mata uzandım. İçimdeki anlık haz maymunu benimle konuşmaya başlamıştı bile…

Hiç beyninizin sağlıksız çalıştığını düşündüğünüz bir kısmının alınmasını istediniz mi? Ya da “Eternal Sunshine of the Spotless Mind” filmindeki gibi hafızanızdan alışkanlığınızla ilgili tüm anıların silinmesini? Kendine gerçeği söyle Aylin! Sen bir korkaksın! Sen bir erteleyicisin!

Hem de usta bir erteleyicisin! Onca yıl, “Şimdi Rüzgar küçük biraz büyüsün sonra, hele bir okulum bitsin sonra, yeni evimize taşınalım bırakıcam” sarmalına girmişim. “Bu kaygıyla nasıl baş edeceğim, çok da acı çekeceğim, şimdi değil, üzgünüm!” deyip içimdeki anlık haz maymunun istediğini yapmışım. Sanırım az önce içimi çektim. Aynen bahaneler ürettiğim anlardan sonra içimi çektiğim gibi. Nedir bu kaygı, korku meselem? “Temizlik ve Düzen Takıntısı”. Ben alışkanlık demeyi daha çok seviyorum. Obsesif Kompülsif Bozukluk, takıntılı düşüncelerin günlük yaşamı etkileyecek, günlük aktivitelerimizi kısıtlayacak duruma gelmesi, her yüz kişiden 2-3’ünde görülüyor. Yani evimde rahat ve huzurlu olabilmemin yolu temizlik ve düzenle ilgili bir takım ritüellerin gerçekleşmesine bağlı. Sadece evimde bu şekilde ritüellerim var. Onun dışında özgürüm. Aynı zamanda bu kurallara evde yaşayan herkes de uymalı. Ne kadar zor diye düşündüğünü duyar gibiyim. Evet gerçekten çok zor hem yaşayan hem kontrol eden -ben- için. 

Biliyorum hepimiz biraz erteleyiciyiz. Hepimizin durumu bazılarımızınki kadar berbat olmayabilir tabii. Hayat takvimime uzunca ve dikkatli baktığımda tam 16 yıldır ertelediğim alışkanlıklarımı görüyorum. Bunca yıl çok defa bırakmayı, azaltmayı denedim, destek aldım. Eve yardımcı bayan alamazken, evdeki genel temizliği yapmayacak noktaya kadar geldim ama devamını getiremedim. Bir ileri bir geri adımlar atıp durdum ama sonuçlandıramadım, hep pes ettim. Aslında yazılacak çok şey var bu konuyla ilgili, değişik hikayelerim var. Yaşaması zor ama dinlemesi keyifli. 🙂 Bunlar da başka bir yazıya kalsın. 

Dün karanlıktan aydınlığa giden yolda bir adım attım. Bugün ikinci günüm. #28günyoga’da onuncu gün. Anlık haz maymununun istediğini yapmayışımın ise ikinci günü. Nefse karşı verdiğim mücadeler çoğaldı. Yoga, yemek, takıntılarım. Bunu yazarken de acı çekiyorum. İçimden bu yazıyı burada bırakıp, işten kaçıp evi temizlemek geçiyor. Yine içimi çektim! Derin bir nefes aldım. Defne hocamın dediği gibi “Zihnin tüm hikayelerine özellikle bizi şefkatli bir dost gibi dinlenmeye, kafayı takmamaya, rahat olmaya, boş vermeye davet eden o iç sesi kısa bir süre kısma” zamanı. 

Biliyorum her acının, kaygının sonunda “yeni bir şey” doğar. “Eternal Sunshine of the Spotless Mind” filmindeki gibi hafızamdan takıntılarımla ilgili anılarımın silinmesini artık istemiyorum. Çünkü o anıların içinde ben varım, sevdiklerimle, iyisiyle kötüsüyle geçen bir ömür var, hikayelerim var…

Umarım bu sefer hasat zamanı gelir! Şuan matıma uzanmış, bugün işte yazdığım yazıyı son bir kez okuyup sizinle paylaşıyorum.

İyi uykular, tatlı rüyalar.

Yarın sabah Samapada’da buluşmak, kavuşmak niyetiyle…

eternalsunshine


2 Yorum

Yeryüzünde her canlı bir gün evine geri döner…

Sizinle beraber her sabah, günlük yaşamın ilk sesleri işitilmeden kalkıp niyet ederek yogamı yapıyorum.

Sevgili ve saygıdeğer 28 gün yoga yoldaşları! İlk yoga yazımı size ithaf etmeme izin veriniz lütfen:) Sizden aldığım ilhamla kelimeler kanatlanmaya başladı. Her birimiz evrende eşsiz ve benzersiz olsak da duygular, hisler ne kadar benzer ne kadar ortak! İşte ben de elimden geldikçe aranıza katılmaya, hislerimi sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Defne hocamın dediği gibi “Her gün yazmak şart değil, yoga yapmaya niyet etmek yeterli.”

Bu sabah 5’te saat çaldı. Üstümü giyinip, dişimi fırçalayıp Gayrettepe Atölye Yeşil’e doğru – Şirince sonrası ilk yoga dersimiz için- yola koyuldum.

Özlemişim sınıfımı, canım Sangha’yı. Yoga yoldaşlarıyla etkileşim halinde olmak, kendi nefesini hissederken daha büyük bir dalga nefesi hemen yanında hissetmek harika bir şey! Bugün Pınar’a, Şirince’de yeni öğrendiğimiz hareketlerle ilgili bolca soru sorduk. Hanumanasana ve Samakonasana hareketlerine yoğunlaştık. Ders nasıl geçtiğini anlamadan bitmişti bile.

Çıkışta tek başınalığın tadını çıkardığım, son zamanlarda yaşadığım yoğun duyguları sindirdiğim Cafe Gravite’ye kahvaltıya gittik. Oya, kahvaltı sonrasında doktora gitti, biz de Ayça’yla beraber kendi kabuğumuza çekilip yazmaya koyulduk. Ayça’nın da doğası benim gibi içe dönük, dış dünyadan çok kendi içinde olup bitenle ilgili. Fonda çok güzel bir müzik eşlik ederken, çayımı yudumlayıp düşünce dünyamın kapısından içeri dalıyorum.

“Bu hayat mı yaşamak istediğin? Hayatında olmasını istediğin şeyleri daha ne kadar erteleyeceksin?”

Bundan bir yıl önce Pınar’a bir mail atmışım. Dün mail temizliği yaparken rastladım yine. Pınar’a “Hazır olduğumda yolumu değiştirmek istiyorum.” diye yazmışım, o da bana “Hiçbir zaman tam manasıyla hazır olmuyorsun. Yolunu değiştirmek için biraz gözü kapalı dalmak gerekiyor, diğer bir açıdan baktığında da gerçekten hazır olmak gerekiyor” diye yazmış. Kendi doğama uygun, evrenin gücüne, içimdeki güce güvenerek yaşamak istediğimi niyet etmiştim. “İhtiyacım olan her neyse almak için hazırım” demiştim. Şimdi geriye dönüp baktığımda, evrenin bu niyeti hayata geçirmem için beni hazırlamaya çalıştığını görebiliyorum. Her şey o kadar güzel planlanmış ki! Benim gördüklerimi görseniz, siz bile inanamazsınız! Pınar’cım artık yaşamak istediğim hayatı senin deyiminle “derin sulara güvenle dalış yapmak” için hazırım. Pek az kişi vardır, gezegene benzerler, belli bir yörüngede ilerler, ne istediklerini bilir, kendi doğalarına uygun izleyecekleri yolu gönüllerinde bilirler. O yolu hayatları boyunca takip ederler. Ben o gezegen insanlardan değildim. Kendi içimdeki sesi işitmeme rağmen yolumu şaşırmıştım, dünya dertleriyle uğraşmaktan içimdeki sesi duyamaz olmuştum. Omuzlarıma taşıyamayacağım kadar yük almıştım. Gerçek olmayan kaygılar üretmiş, bu kaygıların gerçek olduğuna inanmıştım. İşte yoga yaparak bedenimin en derinlerindeki hayatı hissetmeyi öğrendim, öğreniyorum. Suyun derinlerine daldım, kayanın arkasında saklanan rengarenk bir balık gördüm. Kayanın arkasına saklanmıştı ve bana bakıyordu. Esas “beni” görmüş gibiydim. Nefesimi tuttum öylece bakıştık. Suyun yüzüne çıktığımda güneş gibi yeniden doğmuştum.

ocean-woman-by-alisapaints