Ergenlik Hikayelerim 2

Bir gün arkadaşlarımla yine mahallede oynuyorum, Nalan ablam yüzü asık bir şekilde yanıma geldi, “Hemen eve gel!” dedi. Yok der gibi omuz silktim, elimi sıkıp “hadi” dedi. Eve gittiğimde çekirdeklenmiş memelerimin belli olduğunu, böyle dışarda koşturmaya utanmadığımı sordu. O ana kadar memelerimin olduğunun bile farkında değildim. Kendini çok kötü hissettiğimi hatırlıyorum. Akşam Mehveş ablam işten geldiğinde ağlayarak ona anlattım, “Üzülme yarın iş çıkışıma gelirsin sana sütyen alırız” dedi. “Bir değil, iki sütyen” aldı bana. Ben de o günden sonra hep iki sütyeni üst üste giydim.

 

Bir keresinde 7 taş oynarken topu yakalamak için koşarken yerdeki ızgaralardan biri çıkmış, koşarken bacağım içine geçti yere çakıldım. Bacağımdan ılık ılık bir şey akıyordu, “Acaba korkudan çişimi mi yapıyordum? Kısa bir süre sonra anlaşıldı. Yapmıyormuşum. Rahşan ablam koşup beni kucağına aldığı gibi annemin gazabından korktuğu için önce arkadaşı Zümrüt ablaların evine götürdü. Çünkü ne zaman başıma bir şey gelse hep ablamın suçluydu. Yeterince benimle göz kulak olmuyordu. -Oysa ben öyle hareketli, yerinde duramayan bir çocuktum ki onun hiç ama hiç suçu yoktu.- Neyse işte Zümrüt ablaların evinde tuvaletteyim, bacağımdan kanlar boşalıyor, ben akan kanı izliyorum. Zümrüt abla ablama kısık bir sesle ama benim duyabileceğim “Acaba kızlık zarı gitmiş midir?” diye sorduğunda onlara dönüp “Ben şimdi erkek mi oldum?” demiştim. Tüm ergenliğim boyunca o günün esrarını hep merak ettim.:)

 

“Sarı saçlarından sen suçlusun!” gülüşmeler, gülüşmeler…”Yeter, kesin artık, bak bir daha söylersen hocaya söylerim!” “Sarı saçlarından…” Bal gibi biliyor hocaya söylemeyeceğimi, tehditler işe yaramıyor. Utanıyorum, “lütfen artık söyleme” demiyorum da, savuruyorum tehditleri, “bir daha söylersen konuşmam Burak”…(Böyle bir goy goy dönüyor, o zaman bunun adı goy goy değildi, şimdilerde böyle deniyor.) Benim dışımda herkes memnun, gülüyor, ben niye bu kadar kızıyorum ki? Bende mi bir anormallik var? Aslında komikti ilk söylediğinde, gülmüştüm de, ama uzattı işte. Bir şeyi uzatınca tadı kaçıyor, yani uğraşanın değil de uğraşılanın tadı kaçıyor. Burak’ın bana yaptığı sinir bozucu komikliklerin alasını başkalarına yaptığımı düşünüyorum, onun gibi sakız gibi uzattıkça uzattığımı, karşımdaki kızdıkça daha çok yapasım geldiğini düşünüyorum. Ben de kızdırmaya ve komikliklere bayılıyorum. “Acaba benimle bu kadar uğraştıkları için mi ben de böyle manyak oldum! Kendi içinde bu kadar tutarsızlık olur!” Ama kaçış yok tabii. Arkamda Burak’ın nefesini boynumda hissediyorum. Değişik tonlamalarda ” Sarı saçlarından sen suçlusun, sarı sarı sen suçlusun, ahh sarı saçların, sarı saçlarından sen suçlusun” demeye devam ediyor. Arkama dönüyorum tam bir tehdit daha savuracağım, tutamayıp gülüyorum, sinirlerim bozuldu iyice. “Gidip kazıtacağım şu saçlarımı göreceksiniz!” O an Özgür’ün bu olayı böyle ciddiye almamı uzaktan ne kadar sıkıcı bulduğunu düşünüyorum. Burak benden hoşlanıyor, ben Özgür’ü seviyorum, Özgür de Arzu’yu. Bu bile sinir bozucu ve komik. Zil çalıyor, ben bir hışımla kalkıp sınıfın kapısından çıkarken, arkamdan Burak “Tamam söz bir daha söylemeyeceğim!” diye bağırıyor. Hep aynı söz, bir daha yapmayacağım. Çok inandım. Evde okulda sürekli aynı şey, insanların eğlencesi ve komiklik malzemesi olmaktan bıktım! Sayenizde özgüvenim yerlerde!

 

Hayatımda ilk kez bir arkadaşımla tatile gidiyorum. Gizem’in annesi var ama olsun. Annemden izin alabilmek için göbeğim çatlamış. Lise birinci sınıfın şubat tatili, Alanya’ya gidiyoruz. Gizem’in annesinin tuttuğu yazlık eve. Gizem ve Neslihan en yakın okul arkadaşlarım. Neslihan gelmiyor. Gizem’le günlerce plan yapıyoruz, unutulmaz bir tatil olacak, kararlıyız. Şubat ayında şimdi bile havanın sıcaklığını hatırlıyorum, 13, 14 dereceydi, her gün takip ediyorduk, Gizem’le denize giriyorduk, bikinilerimizi çıkarıp yüzüyor, sonra en hızlı giyme yarışması yapıyor ve eğleniyoruz. Bir gün annesinin bir akrabası tanıdığı ziyarete geliyor, yarın sizi daha güzel bir denize götüreyim diyor. Peki diyoruz, yarın olduğunda adam motorsikletiyle çıka geliyor. Gizem adamın arkasına oturuyor, Gizem’in arkasına ben, yola koyuluyoruz. Hava yine buz, ama bizim içimiz yanıyor:) Adam yolda giderken elini Gizem’in bacağına atıyor, “Üşümüyorsun değil mi?” diyor, Gizem bana dönüyor, birbirimize baktıktan sonra adamın kocaman eline bakıyoruz. Adam elini çekiyor. Biz denize giriyoruz, o soğukta saatlerce denizden çıkmıyoruz, denizde ben adamın taklidini yapıyorum sürekli, gülmekten kırılıyoruz. Zavallı adamı sapık ilan ediyoruz. Dönüş yolunda elimi Gizem’in bacağına götürüp şakalarıma devam ediyorum çaktırmadan. Hey gidi Gizem, ne çok anı biriktirdik:)

Şimdilik bu kadar belki devamı gelir:)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s