Hobit bir evim olsun isterken hobit bir bahçem oldu.

Burada sonbaharın tüm güzelliğiyle sürdüğü güzel günler yaşıyoruz. Bir süredir bana en çok sorulan soruyla ilgili bir yazı yazmak istedim. “Aylin Belgrad’a alışabildin mi? Rüzgar alıştı mı?”. Tahmin ettiğimizden daha kısa sürede alıştık yeni yuvamıza, yani Senjak’taki evimize yaşantımıza. Rüzgar arkadaşlarına, okuluna, takımına, koçlarına da alıştı, sevdi. Arada “Seneye dönerim ben.” dese de bence şimdilik gayet iyi gidiyor. Hep soruluyor okuluyla ilgili sorular, biraz bahsedeyim. Okulu Avrupa’nın ilk International Basketbol okulu, okulda öğrenciler Sırp ağırlıklı da olsa, Rüzgar’ın sınıfı Bosna Hersek, Macaristan, Fransa gibi diğer ülkelerden gelmiş öğrencilerden oluşuyor. Yarım gün derslerini ingilizce olarak görüyor, öğlen ve akşam yani günde iki kez basketbol antrenmanları oluyor. Rüzgar ayrıca haftanın belirli günlerinde Red Star takımının antrenmanlarına da katılıyor. Okulu şehir dışında olduğu ve bizdeki gibi servis olmadığı için Rüzgar’ın servis şoförlüğünü ben yapıyorum. Sabahları okuluna götürüyorum, öğlen antrenmanı bitince de kendisi eve geliyor. Akşam antrenmanları geç saatte olduğu için yine birlikte gidiyoruz, antrenmandan çıkana kadar da arabada bekliyorum. Rüzgar okuldayken ben neler yapıyorum. Sabahları erken kalkıyorum, yogamı yapıyorum. Rüzgarı okula götürüyorum, dönüşte evimizin yakınındaki parkta biraz yürüyorum, evin eksiklerini alıp eve dönüyorum. Hiç doymayan ve nerdeyse saatte bir acıkan bir ergene yemek yapıyorum. Burada herkes gibi ben de her şeyi kendim yaptığım için evle ve bahçeyle ilgili günlük rutin işlerim oluyor. Onun dışında kalan zamanında okuyorum ve ingilizce çalışıyorum. Film, belgesel izliyorum. Burada henüz yoga dersi vermiyorum, ama kalırsak önümüzdeki seneye vermeyi çok istiyorum.

 Evimizin olduğu bölge olan Senjak’a özellikle çok alıştım. Buranın sakin, dingin, doğayla iç içe hayatı benim bünyemle çok uyumlu. Ben büyük şehir insanı değilim. İstanbul’da da küçük bir alanda yani çoğunlukla evimde yaşıyordum.  Senjak hem merkeze yakın hem de izole bir noktada. Ada bölgesine çok yakın -bilenler için söylüyorum- her yer yemyeşil parklarla çevrili, şimdilerde yerler sarının tonlarında yapraklarla dolu, genelde tek ya çift katlı eski evlerin olduğu, elçiliklerin bulunduğu ve yabancıların oturmayı tercih ettiği bir yer. İnsanlar güler yüzlü, yardımcı ve kibarlar. Çevrede ışıklandırma az olduğu için pencereden geceleri yıldızlar, ay mükemmel görünüyor, tertemiz bir havası var, kuş sesleriyle uyanıyoruz. İşte tam da hayalimdeki gibi diyebileceğim bir yer. Evimizin küçük bir bahçesi bile var, Selda’nın benzetmesiyle Hobit bir bahçe. Hobit bir evim olsun isterken hobit bir bahçem oldu. Her hafta düzenli bahçenin yapraklarını temizliyorum, başlarda böceklerle ve sineklerle biraz başım dertteydi ama artık o kadar olsun. Evimiz küçük bir oda ve mutfağının da içinde olduğu bir salon, giyinme odasını da içine alan bir banyodan oluşuyor, salon bahçeye açılıyor, yüksek tavanlı, evin içi dışardan görünmediği için perdesiz bir evde yaşıyoruz, hep böyle yaşamayı istiyordum o da oldu. Yanımızda inşaat olmasa hiç insan sesi duymayacağız diyebilirim, arada gündüz işçilerin konuşmaları duyuluyor o kadar. Yoga yaptığım yer yani salon işte bu güzel hobit bahçesine bakıyor, arada kediler kuşlar geliyor beni yoga yaparken izliyorlar. Hayatımda ilk kez belki bu kadar doyasıya, gerçekten hakkını vererek bir sonbahar yaşıyorum. Yoga çalışmamı bitirdikten sonra bahçeye açılan kapımın önünde bir süre yerde oturup etrafı izliyorum. Önümüzde daha bir sürü zaman var deyip, yeni yerler keşfetmekle de ilgilenmiyorum yeni evimin tadını çıkarıyorum. İlk kez bahçeli bir evim oluyor. Şimdilik sadece Senjak bölgesini tanımak ve keşfetmek bana yetiyor, dışarı çıktığımda da buraya yakın parklarda sokaklarda dolaşıyorum arada Rüzgar’ın Kızıl yıldız antrenmanından çıkmasını beklerken adaya gidip nehrin kenarında yürüyorum, oturuyorum. Çalışırken hayalini kurduğum hayatı yaşıyorum diyebilirim, çok istemiştim oldu gerçekten. Şubat ayında iki sene olacak işi bırakalı, özellikle hani tam evde battaniyenin altında olup film izlemelik dediğimiz havalarda bunu artık yapabildiğim ve bu anları kaçırmadığım için özellikle bu günlerde daha bir minnet dolu oluyorum.

 Hayat hep böyle hep güllük gülistanlık değil tabii, bir yeni yetmeyle aynı evi ve hayatı paylaşmak bazen çok zor olabiliyor. Birbirimize bu kadar maruz kaldığımız için de çok sık çatışıyoruz hem de çok anlamsız sebeplerden. İşte böyle bir zamanda okumaya başladığım bir kitap ruhuma çok iyi geldi. Buradan Selda’ya tekrar teşekkür ederim, kitabı okumak için bu kadar güzel bir zamanlama olamazdı. Bir yandan okuyup bir yandan kendi kendime gülüyorum. Kitabın yazarı Erlend Loe -kitabın adı da Doppler-, ergenlikle ilgili şöyle diyor: “Düşünülebilecek en mantıksız şeyi ele alın, onu aklınıza gelen en büyük sayıyla çarpın, buyrun size yeni yetme” diyor. Bazen benim de içimden bir ergen çıkıyor. İşte o zaman iki ergen birbirimize nasıl tahammül edeceğimizi bilemiyoruz. Rüzgar’a karşı daha sabırlı şevkatli olabilmek için kendi ergenliğimi çok sık düşünüyorum. Sırt çantamı alıp, aynı okuduğum kitaptaki Doppler gibi ormana kaçmamak için bazen kendimi çok zor tutuyorum. Bunu yapmak istiyorum ama yapamıyorum. Kendim yapamasam da buradan çocuğunu bırakıp giden anneleri anladığımı söylemek istiyorum.:) Daha fazla uzatmadan hem içimizdeki yeni yetmeyle hem de varsa hayatımızdaki yeni yetmelerle uğraşacak güç ve sabır dileyerek yazımı tamamlayayım.

Belgrad’dan sevgimle.

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s