Agniydi bunun adı. Anlamı iç ateş demekti.

Yine yazı yazmak için uzun bir ara oldu, bahanem hazır, yaklaşık on bir gündür hastayım. Budapeşte kursundan döndüğüm sabah başladı, uyandığımda vücudum kırılıyordu, burnum tıkanmıştı, boğazım ağrıyordu ve ateşim vardı. Bir de üstüne regl olmuştum. Şimdi ateşim azalsa da diğer sıkıntılarım hala devam ediyor. Bir de üstüne Rüzgar’a da hastalığı bulaştırdım. Anne oğul perişan bir haldeyiz. Burada tek başına olduğum için hastalık iyice sarstı çünkü hasta da olsam  sabah akşam okul, antrenman servis soförlüğü, alışveriş, yemek, çamaşır, temizlik kısaca her şey bana bakıyor. Şunu çok iyi anladım, artık burada tek tabanca olduğum için kendime daha çok dikkat etmem gerekiyor. Peki ne oldu da uzun süredir hastalanmayan ben şimdi bir türlü iyileşemiyorum? Aslında sebebini biliyorum. Yaz başından itibaren çok yoruldum, zihnim bedenime sürekli dayattı, onu yap, bunu yap, şunu hallet, karşılaşılan zorlukların üstesinden gel. Sonra taşınmak için hem içerde hem dışarda kendini hazırla, taşınma sürecinin maddi manevi analizini yap, arabayla uzun seyahatlere çık, yeni ülkede ev ara bul, evi temizle taşın yerleş, bir taraftan evrak hazırlıklarını tamamla, bir taraftan yoganı ihmal etme, derslere kurslara katıl, hayatını organize et, Rüzgar’ı antrenmanlara götür getir, değişken duygu hallerini yönetmeye çalış… Budapeşte kursu bitince ben de bittim sanırım, bıraktım kendimi. Tanrı yeter dedi, artık dur biraz, koltukta keyif yap, çayını yudumlarken film izle, belgesel izle, kitap oku, kendini besle… Hiç bir şey yapmamanın hoşluğunu yaşa! Ben de söz dinledim, sorumluluklarımdan fırsat buldukça yaptım dediklerini. Reglim bitince yogaya geri döndüm dönmesine ama burnum tıkalı ve hala vücudum kırgın olduğu için çalışmamı iyice hafiflettim. Oysa Budapeşte dönüşü Belgrad’da yapacağım çok şey vardı, planlarımın hepsi yalan oldu. İyi ki de oldu!

Koltukta elimde peçeteler kıvrılmış battaniyenin altında yatarken küçüklüğümü hatırladım. Ne çok hasta olurdum. Çünkü “benim yıldızım düşüktü”, o yüzden ben böyleydim, sürekli hastalanıyordum, nerden biliyorum bunu, öyle konuşulduğunu duymuştum. Mesela Rahşan ablamın yıldızı parlaktı, benim gibi sık sık hastalanmıyordu, hem isminin anlamı bile “Parlayan!” demekti bir kere, gülerken güneş gibi gözleri ışıl ışıl parıldıyordu. Bu yıldız hikayesini kim söylemişti hatırlamıyorum şimdi, inanmıştım o zaman. Bir de üstüne hareketliliğim, yerinde duramayan maceraperestliğim, nöbetlerim derken çocukluğumun oyundan arta kalan zamanları Gülhane hastanesinde geçti diyebilirim. Büyüdüğümde de kurumsal hayatın dinamikleriyle ilgili ya da ilişkilerimde ne zaman zorlansam, üzülsem, stres yapsam yine hastalanırdım. Artık durum eskisi gibi değil! Bu iyi haber, bakmayın siz şimdiki halime:) Yogaya başladıktan sonra yavaş yavaş değişti herşey, yıldızım yeniden parlamaya başladı. Bunun ne demek olduğunu yani yogacasını yıllar sonra öğrendim. Agniydi bunun adı. Anlamı iç ateş demekti. İçinizde bir şofben olduğunu düşünün, işte o şofbenin ateşinin kuvvetli yanıyor olması bizim sağlığımızı olumlu yönde etkiliyor. Kısaca benim eskiden kısık ateş yanan agnim, özveriyle sevgiyle yaptığım düzenli yoga çalışmalarım sayesinde harıl harıl gürül gürül yanmaya başladı. Agni, iç alanların tümünün sağlıklı bir şekilde çalışmasından sorumluymuş, sağlıklı parlayan bir ten (ablamın parlayan gözleri), iyi çalışan sindirim sistemi, iç ateşin yani agninin gerektiği gibi çalıştığını bize gösteriyordu. Yoga çalışmamda derinleştikçe her anlamda daha az tüketmeye başladım, beslenme alışkanlıklarım değişti, ikinci yılın sonunda et hayatımdan kendiliğinden çıktı, bana iyi gelmeyen sindirmekte zorlandığım besinlerden, koşullardan önce bilinçli sonra içgüdüsel uzaklaştım, bana iyi gelmeyen sohbetlerin içinde olmamaya kendimi uzaklaştırmaya gayret ettim, geceleri daha erken uyumaya başladım, sabahları gün doğmadan uyanmaya başladım. Günün büyük bir kısmını sessiz geçirmeye başladım. Sosyalleşme isteğim, sevilme beğenilme ve takdir görme isteğim köreldi. Yavaş yavaş içimdeki boşluk küçüldükçe yani hayata tekrar yüreğimin gözünden bakmaya başladığımda bağışıklık sistemim de güçlenmeye başladı, sürekli hasta olan ve eşimin deyimiyle “aradan çıkan” ben gitti yerine güçlü kuvvetli başka bir Aylin geldi. Aman nazar değmesin.:) Hastanelere kontroller dışında gitmez oldum. Şimdi öncesine göre hem fiziksel hem zihinsel daha sağlıklıyım. 

Yaz başından itibaren çok yorulduğum dönemde yogamı yapmıştım, her şey olması gerektiği gibiydi, ama tüm bu görevler beni yorsa da ben her şeyi tamamlamak için kendimi çok zorlamıştım. Yani çok fazla güç harcamış, kendime şiddet uygulamıştım. Bu konuda Shandor hocam der ki “Yoga çalışması, şunlardan biri veya birden çoğunda aşırıya kaçınılması durumunda başarısızlığa uğrayacaktır: yemek, güç harcama, konuşmak, davranış katılığı, sosyal temas ve açgözlülük.” Yani kısaca her gün fiziksel olarak yoga yapmamız yogamızın işe yaradığı anlamına gelmez diyor. Aslında yoga yaparken bir taraftan da hayatın içinde kendimizi gözlemlememize salık veriyor. Bunu anlamanın en iyi yolu da insanlarla, doğayla, hayatla kurduğumuz ilişkilerimiz ve iletişimimiz. Kendimizle ve diğerleriyle kurduğumuz ilişkilerde kibirli, açgözlü, katı, bencil, buyurgan, zorba, yalancı, huysuz, küstah, agresif, dedikoducu, tüketici, samimiyetsiz hallerimize bakarak anlayabiliriz en iyi. Bu hayatın sadece bizim eksenimizde dönmesini mi istiyoruz, bir türlü şu hayatta tatmin olamıyor muyuz, kendi içimizle uğraşmak yerine hep başkalarının hayatına mı bakıyoruz, insanlar bizim gerçek halimizi sevmez deyip bir maskeyle mi yaşıyoruz,  hep almak hiç vermek istemiyor muyuz, sahici ilişkiler yerine hep hesaplı kitaplı ilişkiler mi yaşıyoruz, içimizdeki boşlukla yüzleşmek yerine yemekle, hırsla, başarıyla, sosyalleşmeyle, yalanlarla mı kendimizi kandırıyoruz, bu hayatta hep bir numara mı olmak istiyoruz, insanları anlamak ve dinlemek zor mu geliyor, yoksa insanlar mı bizi anlamıyor… Tamam yazarken bile yoruldum, insan olmak gerçekten zor! Çok fazla yara beremiz var, ama yine de bilelim gerçeği, bence şu hayatta en iyi yaptığımız şey kendimizi kandırmak ve hep kolaya kaçmak. Bir şekilde kendimizi korumak için savunma sistemi geliştirip kendini kandırma ustalığında bir numara oluyoruz. Hepimiz bu konuda bir numarayız. Şimdilerde herkes sesini biraz yükseltip “SUSAMAM” rap şarkısını dinlerken orada geçen cümlelerin içinde kendine dokunan kısımlarını gerçekten işitiyor mu merak ediyorum, yoksa hemen dışa yansıtıp diğerlerini suçlamayı mı tercih ediyoruz? Her gün gerçeklerle yüzleşmemek için, şarkının sözündeki gibi olan her şeyin kendi eserimiz olduğunu kabul etmemek, içimizdeki karanlık tarafı görmemek için kendimizi daha fazla tüketiyoruz. Oysa biz o karanlık sevilesi olmayan özelliklerimizi göstermediğimizi gizlediğimizi düşünürken aynı tenimize uzaktan bile bakınca damarlarımızın yeşil yeşil görünmesi gibi dışardan çok net görülüyor korkularımız, sevgisizliğimiz. Mitahara ne demekti? Tenimize dokunan insanlar, söylediğiniz sözcükler, ilişkilerimiz, duydunuz sesler, görüştüğümüz ve konuştuğumuz insanlar, yediğiniz yemekler, dışarıya ve içeriye soluduğunuz hava bizi biz yapardı. Bizi biz yapan şeyler ne kadar gerçek ve sahiciyse yüreğimizde o kadar hafifler ve işte o zaman doğru rotada olduğumuzu anlayabilirdik, yogamızın işe yarayıp yaramadığını içerden kavrayabilirdik. Tüm bu yollar, araçlar zaten gerçeğin mayasını yürek gözüyle görebilmemiz için değil miydi? 

Yazıya başlarken bambaşka bir şey yazmayı düşünmüştüm. Bir yoga yazısı çıktı ortaya. Böyle anlara tanıklık etmek de ne güzel.  “Aylin Belgrad’a alışabildin mi? Rüzgar alıştı mı?” bu sıralar en çok duyduğum soru, bu soruları cevaplamaktı niyetim ama şimdilik cevapsız kaldı, bakalım bir sonraki yazıya cevabı gelecek mi:)

Sevgimle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s