Belgrad’a Geliş Öykümüz – 2

Bu yaz “Rüzgar liseyi Belgrad’da basketbol kolejinde okuyacak.” dediğimde ailem, dostlarım ve arkadaşlarımdan aşağıdaki yorumlarla ve sorularla karşılaştım.

Aylin korkmuyor musun?

Rüzgar çok mu yetenekli?

Ya bu mesafe eşinle ilişkinizi etkilerse!

Ya tüm elindeki avucundaki parayı tüketirsen, döndüğünde ne yapacaksın? Üç yıl sonrasını düşünüyor musun?

Ya Rüzgar basketbolcu olamazsa, verdiğin tüm emeklere yazık olmaz mı?

Bence Rüzgar bir yıl bile dayanamaz, pes eder geri döner, sonra sen de on sekiz yılın maddi birikimini boşa harcamış olursun. Ben olsam o parayı ilerdeki kötü günler için saklardım, dünyanın bin türlü hali var.

Aylin orada ne yapacaksın, neden Belgrad?

Aylin ne kadar cesaretlisin, Rüzgar ne kadar cesaretli. Ben asla yapamazdım.

Siz de büyük kararlar alacağınızda, hayatınızın yol ayrımlarında bunun gibi benzer cümleleri işitmişsinizdir. Bundan önce bir günde Ankara’dan İstanbul’a taşınma kararı aldığımda, boşandığımda, yeniden evlendiğimde, işten ayrıldığımda… buna benzer cümleleri duymuştum. Siz de duymuşsunuzdur. Bu yorumların kimi cesaret verirken kimileri endişelerinizi arttırır. Aslında herkes size kendi korkusunu endişesini dile getirir. Kimininki para, kimininki başarı, kiminki ilişki,  kiminki gelecek, kimininki yalnızlık, kimininki de kariyer… Neyse işte o şey, ilk onu sana sorar, merak eder, sen kormuyor musun kaybedeceklerinden? Cevabım “Tabii ki korkuyorum, endişeleniyorum!” Ama korkularıma meydan okuyarak sevdiğim adamı, ailemi, dostlarımı, evimi, yaşadığım yeri bırakıp yani konfor alanımdan çıkıp oğlumla beraber Belgrad’a yerleşiyorum.”

Bu meydan okuma bana bir yerlerden tanıdık sanki!

Küçükken yüksek yerlerden atlamayı çok severdim. Çete başıydım ve keşfettiğim yüksek yerlerden önce ben atlamalıydım ki çetem de peşimden tek tek atlasın, tırmansın, zor geçitlerden geçsin.. Ben onlara ilham verirdim. Şimdi buradan baktığımda her seferinde bir adım daha kendi potansiyelimin ötesine geçmeye çabalıyormuşum. Tıpkı şimdi olduğu gibi. Yükseklik korkum vardı ve bunu kimseye söylemezdim. Çünkü ben çetenin başıydım, ne olursa olsun korkumun ötesine geçmeye kararlıydım. Günlerce atlamak istediğim duvarda oturup ayaklarımı sarkıtır beklerdim, korkuyu zihnimden uzaklaştıramayacağımı bilirdim. Korkuyu karıncalanan ayaklarımda karnımda hissederdim. Kalbimi sakinleştirmeye hızlı soluk alıp vermeyi engellemek için içimden sayı sayardım. İşte atlama anı geldiğinde arkadaşlarım bu sefer “Bacağını kıracaksın!” yapma diye bağırırlardı, ben de onlara son bir kez bakıp bırakırdım kendimi boşluğa. O duvarın kenarına onlarsız kaç kez gelip oturduğumu ve hazırlandığımı bilmezlerdi, hatta benim peşimden geleceklerini de bilmezlerdi. Şimdi buradan bakınca küçükken de şimdi de aynı şeyi yapıyormuşum. Hep gördüğüm mümkün olan dünyanın, dünyamın yani kendi sınırlarımın ötesini merak ediyormuşum.

Şimdi de bu maceranın hem Rüzgar’a hem de bana neler getireceğini bilmiyorum, kendimi yaşayacaklarımıza teslim ediyorum.

Rüzgar bana sık sık “Yoga nedir?” diye soruyor, ben de onun anlayabileceği şu cümlelerle anlatmaya çalışıyorum.

“Yoga, zaman aşımına uğrayan her şeye yavaş yavaş veda edeceğin uzun bir yol. En başta senin olmayan ama yolda yürürken birilerinden aldığın korkularından, beklentilerinden, olması gerekenlerden, yargılardan, alışkanlıklarından, bağımlılıklarından, sevilme arzundan, bu olmazsa mutlu olamam , bunu yapamazsam başarılı olamam dediğin tüm düşünce kalıplarından kendini bir adım öteye taşıdığın özgürlük sanatı. Yogayı araç olarak kullanarak bu dünyanın sana dayattığı, senin kendine dayattığın, inandığın her şeyi yıkabileceğini, her şeyin gerçek olmadığını görebilirsin.”

Konumuza geri dönecek olursak, eğer ben korkularımın üzerine gitmezsem oğlum nasıl kendi korkularının üzerine gidebilir?

Hepimiz en emin yolun bildiğimiz yol olduğunu düşünüyoruz, denenmiş test edilmiş yolun, hem kendimiz hem sevdiklerimiz için en güvenilir izlenmesi gereken yol olduğunu düşünüyoruz. Peki ya öyle değilse!

Hayat zaten sonunu tahmin edemediğiniz bir macera değil mi? Mümkün olanın ötesine geçmek için önce bilinmeyene adım atmamız gerekmez mi? Peki adım atmazsak mümkün olanın ötesini görebilir miyiz? Geleceğe dair neyi bilebiliriz? Koca bir bilinmezlik içinde nefes alan insanın, bilebileceği ne kadar az şey olduğunu biliyoruz da neden çoğu zaman unutuyoruz aslında hiç bir şeyi ön göremeyeceğimizi? Ya başarı ya da başarısızlık yoksa, aslında her şeyi tecrübe etmek için dünyaya gelmişsek ve asıl güzel yanı buysa hayatın. Yaptığımız her şeyde daha özgür olmak için çabalamıyor muyuz?

“Bak Rüzgar ben yapabiliyorsam sen de yapabilirsin!”

 

aylinruz1

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s