İnanmamak Ağrısı

Yorum bırakın

Tam gece yatmak üzereydim. Bora çoktan derin uykuya geçmişti bile. Yatağın hemen yanına koyduğu telefonunun ekranında bir mesaj belirdi. Gözüm telefona takıldı. Meraklı bir insan değilimdir, eşimin sadakatine güveniyordum. Hem de yoldan çıkmaya böylesine hazır olduğumuz bu zamanda bile! O an içimde bir şey hissettim. “Kadınların sezgileri güçlüdür, onlar gizli olanı görünür kılar.“ derler.  Kılmaz olsaydık! Hatta sırf bu sezgilerle dünyaya gelmemek uğruna bu türün bir mensubu olmamayı tercih ederim. Hem erkekler aldatıldıklarını kolay kolay anlamıyor hem de belasını bulmak istediklerinde kadınlar kadar da acı çekmiyor. Neyse, telefonu gidip aldım, ekranda “ Uyudun mu?” diye soran bir mesaj. Birkaç saniye sonra bir mesaj daha geldi. “ Beni bu kadar tahrik ettikten sonra uyumuş olamazsın!”  Karnıma japon çeliğinden yapılmış bir bıçak saplandı. Yatağında mışıl mışıl uyuyan Bora’ya baktım. Telefonunu açıp, olayı iyice deşmeye başladım. Japon bıçağı her yeni mesajda iç organlarımı delik deşik ederken, bir yerlerde okuduğum o sözü anımsadım. Dijital çağda sadakatsizlik binlerce kesik darbesiyle ölmek gibi! Arzular sadece kelimelerle de sınırlı kalmamış fotoğraflarla da ifade edilmişti. Kızın adı Nazan’dı. Aynı iş yerinde birlikte çalışıyorlardı. Hatta birkaç kez arkadaş sohbetleri sırasında adı geçmişti. Anımsadım hemen. O da evliydi, çocuğu vardı, şartlar eşitti. Yazışmaların arasında sevgi kırıntıları aradım, bulamadım. Bulamadığıma sevindim, sevindiğime utandım. Sohbetler seks içerikliydi, bir aşk hikayesi değildi. Sonra içimdeki merak kabardıkça kabardı, en sonunda taştı. Aynı ortamda bir araya geldiklerinde nasıl bakışıyorlardı, acaba iş yerinde gizli gizli aralarındaki tutkuyu yaşadıkları anlar oluyor muydu? Toplantıda yan yana otururken kimse fark etmeden birbirine dokunmalar, yalnız kalınan bir anda, kameraların olmadığı gizli bir köşede tutkuyla öpüşmeler yaşanıyor muydu? Hayal gücüm coştukça coştu. Belki de bir otel odasında buluşmuş, Bora’nın mesajında gönderdiği resimdeki pozisyonda sevişmişlerdi. Daha yakınlarda iş gezisi için toplu halde bir etkinlik yaptıklarını hatırladım. Acaba o gezide birbirlerini yatağa atmak için fırsat kollamış, bunu hayata geçirmiş olabilirler miydi? Yatakta benden iyi miydi? İkisini gözümün önüne getirmeye çalıştım, yapamadım. Narin bedenim bıçağın kesik darbelerindeki tahribatın yanı sıra boğuluyormuş gibi nefes alamamaya başladı. Camı açtım, yağmur yağıyordu, hava buz gibiydi. Rüzgar esiyor, şehrin yapraklarını kaldırıp yeni yerlerine koyuyor, düzeni bozuyordu. Üşüyünce mutfak penceresini kapadım, çenemi dayayıp camda takılı kalan yağmura baktım uzun uzun. Yaşamımı anladığımı sanıyordum, kim olduğumu bildiğimi, çift olarak kim olduğumuzu…

Acaba benimle sevişirken de onu hayal ediyor muydu? Eve geldiğinde ne hissediyordu bana bakarken? Öğrenmemden korkmuyor muydu? Sessizce gözyaşlarımın yanaklarımdan dökülmesine engel olamadığım için kızıyordum kendime. Belki de son zamanlarda yeterince ilgi göstermemiştim, aramızdaki tutku raf ömrü tamamlanmıştı. Belki de sorun başka bir insanı aramak değildi, başka bir ben aradığı içindi. Ben de zaman zaman bu hislere kapılmıyor muydum? Tamam eyleme geçirmedim ama hayal ettim. Düşlediğin bir öpücük de gerçekte saatlerce birlikte olmak kadar etkiliydi ve güçlüydü. Belki onlarda bu düşün peşindeydi. Peki benim yerinde o olsaydı, öğrendiğinde ne yapardı? Belki de eskiyen ilişkimiz için bu olay sadece ölüm habercisiydi. Utanıyordum. Aldatıldığım için değil, hala şu durumda bile ona içten içe hak verebilmek için nedenler bulmaya çalıştığım için utanıyordum. Hiç beklemediğim yerden hiç beklemediğim bir an gelmişti darbe! Bugüne kadar üzerinde durduğum zeminin ayağımın altından çekildiğini hissediyordum.

Saate baktım, sabahın beşi olmuştu. Kendime sorduğum sorulardan, bu soruların hepsinin cevapsız kalmasından yorgun düşmüştüm. Değersizlik değil mesele, bir daha tekrar güvenememek. Yıllar sonra, yine yine inanmamak ağrısı gelip yüreğime oturdu. Öyle tanıdık bir ağrı ki! Eğer bununla baş ederim deyip inanmamak ağrısıyla yaşamaya çalışırsan bünye bir süre sonra kusmaya başlıyor. Bir daha asla güvenemiyor insan!

Yatak odasına girip telefonu yerine koydum, üstüne de yüzüğümü bıraktım. Odadan çıkarken son bir kez Bora’ya baktım. Yan odada yatan kızımız Yağmur’un odasına girdim, her zaman olduğu gibi üstünden yorganı atmış babasıyla aynı pozisyonda uyuyordu. Yana dönmüş, kolunu başının altına koymuş, tek ayağını yukarıya doğru yana çevirmiş. Ben de yanına kıvrıldım, sımsıkı sarıldım.

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s