Hakikatle Karşılaşma Anı

Yorum bırakın

Gökten üzerime ne düşerse düşsün, kabulüm. Yağmur ne kadar şiddetli, tipi ne denli dondurucu olursa olsun!

Defne hocam bugünkü yazısında “beklenmedik koşullar bizi normal diye bellediğimiz halimizden dışarı savurduğunda o yeni halimiz de bizden sayılır mı?”diye sormuş.

Geçen yıl tam da bu zamanlarda göğsümde 5-6 mm büyüklüğünde bir kitle tespit edildi. MR, biyopsi, operasyon, detaylı biyopsi, PET, genetik testler, radyoterapi, hormon baskılayıcı ilaçlar, ilacın yan etkileriyle mücadele, ilacı bırakma kararı derken altı ay bir o yana bir bu yana savrulup durdum. Bu sıralar o savrulan beni, yıl dönümü yaklaşırken daha sık düşünmeye başladım. Erken aşamada tespit edildiği için ve lenflere yayılım göstermediği için çok çok şanslıydım. Ama işte ne kadar şanslı olursam olayım yine de çok zor bir süreçti. Operasyon öncesi koltuk altımdaki lenflerden örnek alıp hastalığın bedenime yayılıp yayılmadığına bakmak için, göğsüme mavi boyalı iğneleri batırıp beni makineye soktular. O dakikalarda, Defne hocanın derslerde hep bahsettiği “hakikat” karşımda duruyordu. Tanrı hakikatle karşılaşmam için zor ama belki de kestirme bir yol çıkarmıştı, bilmiyorum. Zihin herşeye bir anlam yüklemeye hazır. İşte hakikatin karşımda durduğu o anlarda gözlerimden yaşlar boşalıyordu, biliyordum artık eski ben olmayacaktım.

Radyoterapi görürken ve sonrasında Tamoksifen kullanırken yeni halimi tanıyamıyordum. Sabahları neşeyle yataktan kalkan ben oğlumu yolcu edebilmek için yataktan kazınarak kalkıyordum. Sürekli uyumak istiyordum, yoga dersleri öncesi erkenden gelip arabada uyuyordum. Araba kullanmaya korkuyordum, Seda’nın beni evden aldığı günlerde arka koltuğa yığılıyordum. Ama yorgun bedenim sınıfa adım attığında bukalemun gibi renk değiştiriyordu. “Ritim yoksa yoga yok!” diyordu hocam ama benim yogam da ritim falan yoktu. Hareketlerin arasında nefes alıp nefes veriyordum. Ama içimden bir umutla hergün yoga yapmaya devam ediyordum. İtiraf ediyorum bir kaç kez yoga yaparken nefesim yetmiyor diye oturup yere bir çocuk gibi ağladım. Hocamla ve Sangha’mla tanışalı iki ay olmuştu. Hastanede, ders öncesinde ve sonrasındaki sohbetlerimizde, derslere ara verdiğimiz haftalarda hep yanımda olduklarını hissettiren yeni bir ailem olmuştu. Savrulan ruhların en büyük ilacı sevgi çemberiymiş. Ben yine çok şanslıydım. Hem ailem, hem dostlarım, arkadaşlarım beni sevgiyle kuşatmıştı. Bu süreçte ne kadar içime dönsem de onlar benim hayattan kopmamam için bana hep dengeyi hatırlattılar.

Çok uzattım sanırım:) Ben savrulan ruhumuzun da, kendimize yabancılaştığımız halimizin de bize ait olduğunu düşünüyorum. Savrulan Aylin de benim, fırtına dindikten sonraki Aylin de benim. Yataktan başını kaldıramayan benle, gülümseyerek uyandığım günkü ben birbirine yabancı gibi olsa da, ben hep alıştığım Aylin’i arasam da onu ben sansam da aslında alışmadığım, tanıyamadığım halim de ben’in bir parçası. Rüzgar’da savrulurken kendime yabancılaştığım anlarda yeni beni kabul etmek kolay olmadı…Fırtına dinince, bulutlar dağılınca güneş doğdu… Yeni halin içinde belki de eski o çok tanıdık benden çok daha özgür, çok daha mutluydum.

Her halimizi kucakladığımız güzel bir yıl olsun…

 

thumb_IMG_3872_1024

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s