Düşlerin yetmez ki bana…

Yorum bırakın

 

Ablam bir gece annemle babamın arasında uyurken bir konuşmaya tanıklık etmiş.

“Lütfen artık uçma Metin!“

“Ümit, yukarıda olmak öyle güzel ki!”

Ablam gözlerini kapatmış, babamı bir kuş olarak hayal edip, uykuya dalmış.

1943, Urfa. Babaannem, babam doğduktan sonra onu bir ermişe götürür.  Oğlunun geleceğini tahmin etmesini ister. Ermiş babamı yukarı kaldırır ve “Bu çocuk gökten yanan bir teneke parçasıyla düşüyor ve ölüyor.” der. Babaannem sarsılır, söylediklerine anlam veremez. Ta ki babamın askeri okulda “uçmayı” seçtiği güne kadar…

1981, İstanbul. Kapımız çalınıyor. Annem kapıyı açtığında, kapıda babamın bahsettiği o çaresiz kalabalığı görünce bayılıyor. Babamın bir kuş olduğu ve hayatımızın değiştiği gün.

***

Bir Eylül akşamıydı. Annem “Bozacı geliyor, hadi yatağa kızlar!” dedikten çok kısa bir süre sonra hepimiz ranzadaydık. Anneannemin bize taşınmasıyla, iki odalı evimizin daha büyükçe olan odasını dört kız kardeş ve annem paylaşıyorduk. Ben ranzanın altında annemle yatıyordum. Her gece yaptığım gibi bacaklarımı annemin bacaklarının arasına sokmuş, herkesin uykuya dalmasını bekliyordum. Çünkü sonra dostum ay dede ve yıldızlarla konuşmak için pencereye koşup, sokaktan gelip geçen herkesi babama benzetecektim. Dört kız kardeşin uykuyu geciktirmek için her gece başlattığı oyunu annemin “Hadi artık uyuyun!” diye seslenişiyle istemesek de bitirdik. İşte o Eylül gecesinde sustuğumuz o anda kapı çaldı. Annem “Yatın siz, ben geliyorum!” diyerek odadan çıktığında biz de peşinden gittik. Annem kapının gözünden baktığında rengi değişti, kapının koluna doğru hızlı bir hamle yapıp, kilitli kapıyı hızlıca açtı. Bir anda babamı karşımızda görünce hepimiz donup kaldık. Onu yerde, gökte ararken işte karşımda duruyordu. Yokluğunda resimlerini sevdiğim, geceler boyu gelmesini beklediğim babam, seneler sonra ansızın bir misafir gibi evine gelmişti. Annem kendini babamın kollarına bıraktı, babam da annemi sımsıkı sardı, ikisinin de gözlerinden yaşlar boşalıyordu. Hepimiz sevinçten ağlıyorduk, şaşkınlıkla birbirimize sarılıyorduk. Annemin arkasından ablamlar da koşup babama sımsıkı sarıldılar. Babam ağlayan gözlerle, ablamları koklayarak öpüyor, saçlarına dokunuyor, elleriyle yüzlerini seviyordu. Bir süre sonra, gördüğüm en anlamlı gözlerle bana doğru baktı, yavaşça çömeldi, kollarını açtı, ben de koşup küçük kollarımla boynuna sarıldım. Sarıldığım o an içimdeki tüm sesler sustu. Dualarım gerçek olmuştu! Kokusunu içime çektim. Ne güzel kokuyordu. Sonra yükseldiğinde beline sarılıp yüzümü karnına gömdüm. Babamın bedeni de kendi gibi zarif ve narindi. İlk kez babamı görüyordum, kokusunu duyuyordum, “Kızım, Aylin, ne kadar büyümüşsün!” diye seslenişini işitiyordum.

Babam içeri girip ona çok yakışan lacivert üniformasını çıkardı. Annemin yokluğunda yıllardır sakladığı pijamasını giyip gülümseyerek yanımıza geldi. “Ümit, bu gece hep beraber uyuyoruz” dedi. Salonun ortasında duran ağır sehpayı hemen kenara aldı. Annemin getirdiği çarşafı yere serip, içerden yatakları getirip yan yana sıraladı. Biz de babama yardım ettik. Sonra hepimiz yatağa atlayıp, kördüğüm olacakmışız gibi birbirimize sımsıkı sarıldık. Babam masal anlatırken uyuya kaldım. Sabah gözlerimi açtığımda etrafıma bakındım, koca yatakta bir tek ben vardım. Mutfaktan yumurtalı ekmek kokuları geliyordu. Babam en sevdiği şarkıyı mırıldanıyordu, ‘Baharın Gülleri Açtı’. Ne güzel bir sesi vardı! Yataktan hemen kalkıp, kasetçalara sevdiği kaseti yerleştirdim. Sonra müzik başladığında yüzünü görmek için mutfağa koştum. İçeri girdiğimde herkes mutfaktaydı. Babam müziği duyup, bana gülümsedi. Sonra beni kucağına alıp, kaldırıp havaya atmak istedi, ama çok ağır olduğum için atamadı, döndürmeye başladı, yere bırakırken boynuma sakallarını batırarak öptü. Beni içine sokmak ister gibi koklayarak öpüyordu. Herkes hayalimdekinden daha mutlu gözüküyordu. Kahvaltı bitince babam eskisi gibi bize kuyruğu uzun uçurtmalardan yapacağını anlatıyordu, sonra uçurtma uçurmaya gidecektik. Daha önce hiç uçurtma uçurmamıştım. Sadece bir kez rüyamda görmüştüm. Masaya oturduğumuzda ilk kez bir eksiklik yoktu, her şey tastamamdı. Babam hem kendi lokmasını ağzına atarken bir yandan da küçük küçük ekmeklere tereyağ ve reçel sürüp hepimizin ağzına tek tek veriyordu. Yerken konuşuyor, ağzımız kulaklarımıza değecekmiş mi gülüyor, eğleniyorduk. Arada sırada annemle babamın küçük küçük bakışmalarını yakalıyordum. Babam anneme ne güzel bakıyordu! Hala ona çok fena aşıktı!

Kahvaltı bittiğinde, ablam bir koşu gidip uçurtma için kırtasiyeden malzemeler aldı. Salonun ortasına yayılıp uçurtma yaptık. Babam sadece kendi yapmıyordu, biz de çırakları olarak ona yardım ediyorduk. Sonunda her birimizin upuzun kuyruklu rengarenk uçurtması oldu. Taksiye binip, Odtü’ye gittik, “Devrim” yazısının hemen önündeki yeşil alanda koşmaya başladık. Ben babamın elinden sımsıkı tutuyordum. Öyle mutluydum ki! Koşmaktan yanaklarımız al al oldu. Uçurtma yarışını tabii ki ben kazandım. Eve geldiğimizde annem çiğ köfte yapmak için akşam hazırlıklarına başlamıştı bile. Babam tamburunu aldı, usul usul çalmaya başladı. Ablamlar şarkılar mırıldanıyor, ben de utanıyordum söylemeye. Onları izliyordum. Babam bana anlattıkları hikayelerdeki babaya ne kadar çok benziyordu. Sonra aklıma bir fikir geldi. Mutfağa annemin yanına koştum. Kısık bir sesle ”Babama pasta yapalım mı anne?” diye sordum. Annem tamam der gibi göz kırptı. Bana bisküvi paketini ve bir tabak verip, “Bunları kır” dedi. O da puding yapmaya koyuldu. Her doğum gününde yediğimiz basit ama çok lezzetli anne pastasını hızlıca yaptık, üstüne de kar taneciklerine benzeyen hindistan cevizini serpiştirdik. Bitince anneme sarılıp hemen babamın yanına koştum.

Ablamlar bir süre sonra acıktık diye konuşmaya başlayınca, babamla annem çiğköfte yapmaya başladılar. Yaparken ayrı geçen günlerin hasretiyle birbirlerine dokunup, öpüyor, sarılıyor, bakışıyorlardı. Birbirini bu kadar seven iki insanın yavrusu olmak, bu sevgiyi hissetmek müthiş bir histi. Anneme sofrayı hazırlamaya yardım ettim. Zaten masa kurmak ve toplamak benim görevimdi. Babamın sevdiği barbunyayı ve söğürmeyi masanın tam ortasına koydum. Salata, marul, çiğ köfte tabağını masaya yerleştirdim. Tatlı olarak yine babamın en sevdiği tatlı olan burma kadayıfını getirip masaya koydum. “Sofra hazır!” diye seslendim. Masada babamın yanına oturma mücadelesini kazanıp, dizinin dibine oturdum. Afiyetle yemeğimizi yerken içimde kelebekler uçuşuyordu. Sürekli konuşuyor, sanki onu göremediğimiz günlerin eksikliğini tamamlamaya çalışıyorduk. Yemek bitince sofrayı kaldırmaya yardım ettik. Sonra salonun ortasındaki halıya uzanıp çoktaş oynadık, kibritten ev yaptık. Annem çayları koymaya gittiğinde peşinden gidip pastayı buzdolabından çıkardım, üstüne bir mum koydum. Sonra gidip salonun ışığını kapadım. Ablamlar “Napıyorsun, kibrit evlerimiz bozulacak!” diye söylenirken ışıl ışıl yanan pastayla babama doğru yürümeye başladım. “İyi ki doğdun baba, iyi ki bizim babamız olmuşsun!” diye şarkı söylerken ablamlar da bana eşlik etmeye başladı.

Babamın gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Onu şaşırttığım için çok mutlu oldum. Her şey babamla güzeldi. Aldığımız nefes bile babamla güzeldi…

***

Baba, biliyor musun, hala içimdeki o küçük kız, babasını çok özlediğinde, ölüme meydan okumak için anı çağırma oyunu oynuyor…

ailem

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s