Hop Hop Solucan, Hop hop Kırkayak!

Yorum bırakın

Merhaba Sangha,

Bir gün önceden devam etmeliyim. Hani sineklerden kaçıp kendimizi odaya kapatmıştık. Yatakta başımıza gelenlere çok güldük sonra Rüzgar facetime üzerinden maceralarımızı anlatmaya koyuldu. Ben de sohbetlere dahil oldum. Odada iki kişiyken bir anda çoğaldık, sonra uyuduk. Sabah gözlerimi açtığımda, ilk iş pencereden dışarıya bakıp güneşi aramak oldu. Hava ne açık ne çok kapalıydı. Yatakta keyif yaparken, gökyüzünden bam bam seslerini duyunca yataktan fırlayıp kalktım. Odadan çıkıp kapıya doğru yöneldiğimde yağmurdan kaçan tüm tırtıl, solucan, kırkayakların evimize sığındığını gördüm. Üzerilerine basmadan kendimi dışarı attım. Çamura gömülü arabamızı çıkarabilmek için epey uğraştım. Direksiyonu sağa sola çevirip bulunduğu yeri değiştirmeyi denedim. Biran umutsuzluğa kapılır gibi olsam da, denemeye devam ettim ve sonunda çamurdan kurtulmayı başardım. Yolun devamı da çamur olduğu için tedirgin bir şekilde gaza çok basmadan devam ettim. Neyse ki evin kapısındaki taşlık yola kadar arabayı sürmeyi başardım. Tatlı ev sahibimiz pencereden beni görmüş olacak ki yanıma gelip bir şeye ihtiyacım olup olmadığını sordu. Bahçedeki hortumla arabayı yıkayıp yıkayamayacağımı sordum. Araba yıkamak çok keyifliymiş, ilk deneyimim oldu. Sonra yağmurdan kaçıp evimize sığınan dostlarımızı, tek tek kağıda hoplatıp yavaşça yuvalarına bırakırken, Rüzgar anne, baba, çocuktan oluşan kedi ailesiyle oynamaya başlamıştı bile. Buraya geldiğimizden beri kedi ailesinin yemeklerini verip, sularını koyuyor, karıncalanan tabaklarını temizleyip, yıkıyor. Uzaktan onu izleyip gururlanıyorum.  Böyle doğanın ortasında sakin, huzurlu tatillere ilk başta alışamasa da bu sefer onun da doğada olmanın keyfini çıkardığını görmek beni inanılmaz mutlu ediyor. Oğlum benim tam zıttım, ben ne kadar içe dönüksem, o da o kadar dışa dönük. Sabah uyanır uyanmaz telefonu eline alıp snapchat’i açmak yerine bahçeye koşup, kedilerin yanına gidiyor. Hamağa yatıp kuş seslerini dinliyor. Bunları içten gelerek yaptığını görmek gibisi yok! Dün gece yediğimiz yemek sonrası hareket edemedik. Yediklerimizi sindiremediğimiz için sabahleyin hala karnımız şişti. Biz de kahvaltı yapmamaya karar verdik. Salonun bir köşesinde Rüzgar basketbol antrenmanı, diğer köşesinde yogamı yaptım. Yağmurdan sanırım daha ısınmalarda belimi, diz kapaklarımı, bileklerimi çevirirken zorlanmaya başladım. Hareketleri yaparken D hocanın söylediği gibi kafamın üstünde bir su torbası varmış gibi düşündüm, geçişleri hissederek yapmaya çalıştım. Vaişaka’da nefesimi saymadan apanayı hissederek uzunca bekledim. Çakri’de elimde kırmızı bir pelerin vardı, dönüşleri yaparken dengemi kaybetmedim. Yogamudrasana’da Rüzgar “Acıktım Anne!” diyince ben de devam etmeyip, Warm Down’lara geçtim, yogamı bitirdim. Sonra yemek yemeğe Alexandroupoli’nin en güzel lokantası Nisiotiko’ya geldik. Hafif bir şeyler atıştırıp, yolda gözümüze kestirdiğimiz basketbol sahasına gittik. Güneş tepemizdeyken Rüzgar’a sayısız ribaunt verdim o da sıkı bir antrenman yaptı. Ben yogaya ne kadar tutkuyla bağlıysam Rüzgar’da basketbola. Benim matım, onun topu nereye gidersek gidelim hep yanımızda! Rüzgar terleyip yorgunluktan bittiğinde kendimizi Makri sahiline attık. İki yunus dalgallarla oyun oynamaya başladık. Bugün de böyle geçti…

Kendinize iyi bakın canım sangha, sevgilerimle…

unnamed (2)

IMG_8683.JPG

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s